26 Mayıs 2021 Çarşamba

İntihar Yerine Düşünülebilecek Şeyler/ Neden İntihar Etmemeliyiz!


İntihar konuşulmayan en büyük 3 dünya insanlık sorunundan biri açlık/evsizlikle beraber ve buna ek olarak taciz/tecavüzlerde konuşulmuyor. 

Bunlar büyük insalık dramları ama konuşulmuyorlar böyle bir düzende. Meselenin siyaset/politika gibi sivil toplum yanıda var çünkü; toplumlar duyarsız ve bu konuda örgütlenerek çalışmıyorlar ve gündeme de getirmiyorlar.

Dünyada açlık ve intihar yüzünden dünyada bilerce kişi ölüyor her gün. Ama dünyanın en gelişmiş ve erdemli toplumlarından biri olarak kabul edilen Japonya'da bile günde 70 kadar kişi intihar ediyor. Öyleki Japonya'da 1 yılda salgından ölenlerin sayısı 1 ayda intihar edenlerden daha az.

"Japonya'da intihar vakaları pek çok nedene bağlanıyor. Bunlar arasında uzun çalışma saatleri, okul baskısı, sosyal izolasyon ve damgalanma da sayılıyor." Kaynak : bakınız

Ülkemizde de bu sayı günde 5 kişi kadar ve kayıt altına alınmayanlarla muhtemelen 10 a yakındır. Peki ne yapmalı? Hepimizin nerdeyse ara ara geldiği bu intihar eşiği konusunda çözüm nedir?

Çözümü zor elbette bu eşiğe gelen birinin kendi kendine yapacakları anlamında. Öncelikle profesyonel destek alması gerekiyor insanların.

Ama profesyonel destekte çok maliyetli olacağı için kendi kendimize yapacaklarımız da var. Bunda en başta kendimize bakışımızı değiştirmek. Evet, çünkü insanı intihara götüren temel şey, diğer insanlara olan bakışı kadar kendine bakışındaki yargılamalardır veya memnuniyetsizliktir.

Bu yüzden yargılamaktan vazgeçip kendimizi herşeyi gidişatın içinde düzeltmeye zamana bırakmak gerekiyor. Çünkü intihar denen şey, aslında yıllar boyunca insanlar ve kendimiz üzerinde zorladığımız ve olmayan yani olduramadığımız şeylerin bir sonucudur.

O zaman bunu yapmaktan vazgeçersek, aslında sorunun büyük kısmı ortadan kendin kalkıyor. Ekonomik sebepler veya başka şeyler adı her ne olursa kendimizden değerli olmadığını ve güçlü olduğumuzu ve herşeyin zamana dayalı olduğunu fark etmemiz ve kendimize sürekli gerekiyor.

Bunun için ise, temel yapılacak şey, kıyas ve mukayeseden kurtulmak yani geçmişle ve başkalarıyla kendimizi mukayese etmeden bugünkü halimiz neyse onunla ilgilenmek. Yani büyük meselelerimizi bırakıp küçük şeylerle ilgilenmek odamızla eşyalarımızla veya daha uzak hissetiğimiz işleri yaparak evden çalışarak.

Okul, aile, iş veya özel hayat konu ne olursa olsun, eğer kendimizi geçmişteki kendimizle mukayese edip veya kendimizi geçmişteki davranışlarımızla yaptıklarımızla ve yapmadıklarımızla kıyaslamayı kesersek, ortada aslında zihnimizi yoracak ve kişilerle ve kendimizle uğraşacak ve dolayısıyla hayatın anlamsız olduğunu düşündürtecek şeyler kalmaz.

Bizler tecrübeleriyle hayatı ileriye doğru yaşayan canlılarız diğer tüm canlılar gibi bazı zorlukları dayanma ve farklı yöntemlerle deneyerek aşabiliyoruz. Hayvanlar bitkilerde bunu yapıyor.

Bu yüzden her ne olursa olsun, kendimizle ilgili düşüncemizde hayatımızı sonlandırmayla ilgili bir muhasebesi olmamalı ve sadece geçmişe bakmamalıyız. 

Gökyüzüne uzanan ağaçlar gibi sadece daha çok uzanıp daha güçlü dallar büyütüp yeşertmeliyiz. Bu kendimizle ilgili ve sahip olduğumuzla ilgili en küçük şeyler üzerinden bile olabilir.

Devamında göreceğiz ki bir ağaç gibi sadece kendimiz için değil başkaları içinde yaşam kaynağı olmaya devam edeceğizdir, yargıladığımız ve onlarla olmak istemediğimizi düşündüğümüz insanlar için bile fayda üreten ve örnek alınan insan olacağız.

Sadece durup sakinleşip büyük meselelerimizi bir kenara koyup küçük ve değerli olan şeyler yapma başlamalıyız.

İnternet sayesinde bu fazlasıyla mümkün evimizden çalışarka hiç bir insana muhatap olmadan bile yaşayabileceğimiz gelirleri bile elde edebildiğimiz bir dünya düzenine geçtik pandemi ile yeterki sakinleşip büyük meseleleri bir kenara koyup azla ilgilenmeyi düşünebilelim.




Geri Dönüşüm Bu Kadar Zor Değil


Ülkemizde geri dönüşüm oranı %10 bile değil. Bu oran iskandinav üklelerinde %100'e dayanıyor. İşin kötü kısmı iskandinav ülkeleri kendi atıklarını %100 dönüştürüp diğer ülkelerden de alıp dönüştürüyorken ama biz kendimizinkini %50 bile dönüştüremeden yurtdışından plastik çöp ithal ediyoruz.

Bu gerçekten ülkemizin ekonomik olarak ve çevresel olarak doğamızında hak ettiği bir şey değil.Yapılacak şeyler çok zor değil aslında, sadece geri dönüşümü Çevre Bakanlığımız artık bazı kanunlarla şekilendirmeli ve yerel belediyeleri harekete geçirecek kesin kuralları koymalıdır ve geri dönüşüm direkt aileden ve atığın çıktığı mekan olarak kaynağından başlatmak ve bununda okullarda eğitimini vermek gerekiyor

Atıkları evden çıkmadan ayıklamak ve en kısa mesafede yerel olarak dönüşüm noktasında doğru şekilde ulaştırmak geri dönüşüme kazandırmak zorundayız. Bunu biz bireyler ve yerel yönetimler birlikte yapabiliriz. Çöplerimiz maalesef şu an eslibiseden ayakkabıdan camdan plastikten tahtadan eşyadan geçilmiyor. Her şeyimizi çöpe atıyoruz ve maalesef insanlarımızda geri dönüşüme dair hiç bir kültür ve zihniyet yok 2020 lerde bile. Sadece kullanmadığımzı atmak istiyoruz veya daha çok plastik ve çevrede yok olmayan atıklar üretiyoruz.

En basit çözüm olarak önce okullara zorunlu geri dönüşüm dersi konup sonrasında belediyeler bu konuda halkı eğitip yönlendirmelidir. 

Zincir marketlerin bulunduğu noktalara yerel belediyeler tarafından konacak geri dönüşüm kutuları biel büyük bir adımdır. Türkiye de 50 bine yakın zincir market şubesi var. Bunlara her gün insanlarımız mecburi olarak gidiyorlar. Bu marketlerin önüne konacka egri dönüşüm kutuları kumaş, pil, plastik, cam ve kağıt olmak üzere ayıklanabilir ve toplanabilir. 

Şu halde, sadece ülkemizde sadece yabancı ve yerli kağıt ve plastik toplayıcıları geri dönüşüm konusunda çalışıyorlar ve bu çok düzensiz ve  yetersiz. Bütün çöp konteynırlarımız hala plastik, kağıt, kumaş, ayakkabı ve camdan geçilmiyorlar. Çünkü bu toplayıcılar sadece üstte gördüklerini alıyorlar.


Ayrıca ahşap ve mobilya gibi aslında atılmayıp ihtiyacı olan insanlara ulaştırılacak eşyalarda çöp konteynırlarının yanına bırakılıyor ve demir parçaları için çöp toplayıcılar bu kullanılacak eşyaları kırıyorlar. Bunun dışında ev ve iş yeri tadilatlarıda ortaya çıkan molozlarında bir şekilde düzene sokulması ve daha başlamadan tadilat bunu belediyelerin ilgi birimlerine bildirmek ve molozların belediey tarafındna daha prosyonelce toplanması gerekiyor. Özellikle küvet, lavabo ve klozet gibi şeyleri ulu orta çöp kenarlarına konması normal değildir.

Bunun dışında şehirlerde özellikle tekstil atölyelerinin çok olduğu İstanbul'da binlerce ton tekstil atıkları kumaş parçaları özellikle çöplere atıyolıyor. Bu konuda belediyelerin tekstil atölyeleri ile ortak çalışması ve çöpe atılmadan bu tekstik atıklarını toplaması ve geri dönüştürmesi gerekiyor.

Biz ülke olarak bu kadar savruk ve zengin değiliz ve doğamız da bunu bu şekilde kabul edecek toleransa sahip değidlir. Daha çok ütketmek ve atmak bir çözüm değil. Dönüştürmek zorundayız.

Avrupa Birliliği 2 sene içinde tek kullanımlık plastikleri yasaklıyor yani artık plasktik kaşık çatal bardak tabak vb şeyler olmayacak.

Pandemi dolayısıyla ortalık maskeden ve bu anlamda tıbbı atıktan geçilmez hale geldi. Kimsenin devletin önermesini beklemeden maskelerimizi kumaş olarak kullanıp onları yıkayarak kullanmak zorundayız. Bu kadar çöp üretemeyiz.

Çok değil, bundan 30 yıl sonra en geç kullandığımız sosyal medya programlarının hepsinde çevre, atık yönetimi, geri dönüşüm ile ilgili mesajlar göreceğiz.

Antartika'daki en büyük buz kütlesi 25 km genişliğindeki ve 170 km uzunluğundaki en büyük buzul nerdeyse trakya bölgesi kadar buzul eridi koptu gitti.

İklim değişiyor ve 2050'de oykanus ve denizlerde balık kalmayacak. Bunun önüne geçmek ve çocuklara okulda x-y-z denklem veye yerçekimi öğretmekten daha önemli olmalı.

En baştan başlamak ve evlerimizdeki atıkları geri dönüştürmek zorundayız.




17 Mayıs 2021 Pazartesi

Olağanüstü Durumda Esnafları Mağdur Edip Dükkanı Sahibini Korumak?


Neden kısıtlamadan devlet ve halk herkes zararla çıkarken dükkan sahibi hiç zarar etmeden bu işten sıyrılıyor?

Pandemi dolayısıyla işsizler başta olmak üzere en çok esnaflar sıkıntı yaşadılar ve hala devam ediyor bu sıkıntı. 14 ay geçmesine rağmen kısıtlamlardan dolayı iş yapamaz veya kısıtlı iş yapar şekilde çalışan esnaflar konusunda o kadar çok serzeniş yapıldı ki en sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan önce esnaflardan özür diledi sonra ise yardım paketi açıkladı.

Oysa akıllara şu soru gelmiyro değil pandemi kısıtlamaları başladığından beri esnafların tercihi olmayarak ve tamamen devletin salgın yüzünden kısıtlama uygulaması sonucunda kirasını bile ödeyemez hale gelen esnaflar farklı bir şekilde korunamazmıydı?

Örneğin, her konuda bir kararname çıkarken neden esnaflar konusunda bir yönetmelik yasa kararname artık neyse çıkarılıp "Kısıtlama olan günlerin kirası kiracıdan alınamaz" denemezmiydi? Hatta açık kalan günlerdeki saat kısıtlaması içinde bu uygulanarak "Kapalı kalınan saatlerinde kirası alınamaz" denemezmiydi?

Bu nasıl bir çifte standarttır ki, dünya batsa bile mülk sahibi parasını almaya devam edebiliyor, ama o dükkanı kendi tercihi dışında devletin dükkan sahibinin de dahil olduğu kamunun tamamını korumak için koyduğu kurallar gereği işletemeyen kiracı kirasını günü gününe ödemesi gerekiyor. 

Neden devlet herkesin sağlığını korumak için uyguladığı kısıtlamalarda şimdi esnafa kira yardımı yapıyor?  5000 TL kira yardımı esnafların çoğusunun dişinin kavuğunu doldurmayacak 14 aylık zararları açısından.

Kimse neden bunun bir çifte standart ve yanlış olduğunu dile getirmedi muhalefet dahil. Neden kısıtlamadan devlet ve halk herkes zararla çıkarken dükkan sahibi hiç zarar etmeden bu işten sıyrılıyor.? Hani nerde anayasanın eşitlik maddesi? Türkiye'de dükkan sahibi kamudan sayılmıyor mu? Dükkan sahipleri ayrı bir zümre mi ve anayasanın da kapsamı dışında kalan?

Savaş çıkınca seferberlik ilan edip herkes askere çağrıldığında dükkan sahipleri gene ayrı mı tutulacak gene?

Aklımızdaki bu deli sorulara kim cevap verecek?


15 Mayıs 2021 Cumartesi

En Çok Kullandığımız Online Bayram Kutlama Mesajı Etiketleri Neler?

İyi Bayramlar Demeyi Seven Bir Toplumuz

Ülkemizde bayramlarda belirli Hashtagler yani etiketlerle mesajlar iletmeyi seviyoruz. Kullanılan etiketlere Herkese kelimesini eklemeyi daha az kullanıyoruz.

Bunların en öne çıkanları #iyibayramlar #nicebayramlara #herkeseiyibayramlar #mutlubayramlar #bayramınızkutluolsun

Peki en çok hangi etiketi kullanıyoruz. instagram verilerini esas alırsak, en çok ;

1. Sırada İyi Bayramlar demeyi uygun görüyoruz.  (860 bin civarı #iyibayramlar etiketi var)

2. Sırada Bayramınız Mubarek Olsun

3. Sırada Bayramınız Kutlu olsun

4. Sırada Nice Bayramlara

5. Sırada ise Herkese İyi Bayramlar şeklinde.

Not : Mubarek olsun etiketi sadece dini bayramlarda kullanılıor onun hariç tamamı hem Dini ve Milli Bayramlar için kullanılan etiketler

65 bin civarı etiket

21 bin civarı etiket
          


 
22 bin civarı etiket
 
110 bin civarı etiket


860 bin civarı etiket

6 Mayıs 2021 Perşembe

Youtube Pandemide Bu Salak Oyun Reklamını Sürekli Yayınlayarak Ne Yapmaya Çalışıyor

 


Bu salak reklamı görmeyen yoktur. Sinirlerimizi hoplatan bu ucube oyun ve reklamı ile adeta sinir harbi yaşıyoruz her seferinde. 

Biraz merak ettik ve gelin sorgulayalım. Pandemide karantina da bu reklamı sürekli yayınlayarak bize ne yapmaya çalıştığını anlamıyoruz Youtube'un...?

Muhtemelen bu salak oyun reklamı ile sinirlerimizi bozarak bize Premium üyelik satmaya çalışıyorlar. Çünkü sürekli bu reklam çıkıyor. Sizce sebep nedir? Lütfen aşağıda yorumlara yazınız.

Açıkcası biz vimtre.com olarak, bu reklam videosunun pandemide eve kapanan ailelerde kötü etkileri olacağını, özelikle evli çiftlerde kötü şeyleri tetitkleyeceğini düşünüyoruz.  Bu sebeple Twitter üzerinden bu konuda bu reklamın yayınlanmaması konusunda kampanya başlatacağız.

#removethisshit hashtag ini kullanacağız. Lütfen sizde fikir ve önerilerinizi yazınız. Ve twitterdakı protestomuza katılınız.

 


İçerik Sponsoru : vimtre.com

5 Mayıs 2021 Çarşamba

Üreticide 1 TL Halde 3 TL Pazarda 5 TL Markette 10 TL'nin Çözümü


Yine bir üretici toptancı sebze haberleri ile sarsıldık. 17 günlük tam kapanma sebebiyle semt pazarları açılmadığı için elde kalan sebzeler, üreticiler/toptancılar tarafından para etmediği söylenerek çöplere döküldü.

Yıllardır yarayan bir kana pardon kanayan bir yara bu. Esprisi bile çok kötü ama çözümü kimse söylemiyor. Oysa çözüm çok basitti ve maalesef bu yapılmadı ve hala yapılmıyor.

Evet, çözüm çok basit; Akdeniz ile Marmara arasına yük treni hattı yapılması

Aslında fahiş fiyat denen şeylerin sebebi söylendiği gibi de değil. Sebze ve meyveler aracılar yüzünden fahişleşmiyor. Tek bir ana sebebi var, o da pahalı nakliyat. 3. köprününde açılması ile beraber bu nakliyat giderleri katlandı çünkü kamyonlar 100 km fazladan yol yapıyorlar ve ayrıca 3. köprüye 200 tl para ödüyorlar.

Şimdi kaba bir hesapla kamyon şoförünün maaşı, akdeniz ile marmara arası 700 km yolun benzin masrafı ve İstanbul'a girişteki ücretleri toplarsak, aslında 50 kuruşluk domatesin 3-4 katına bile sadece nakliye giderleri ile ulaştığını tahmin edebiliriz. Yani 50 kuruşluk domates İstanbul'da hale gelince zaten 1,5-2 tl maliyete erişiyor.

Bundan sonraki süreçte de eğer markete gidecekse bu bir gider yine veya pazara gidecekse bu da bir nakliye gideri Sonuç olarak 50 kuruşta kilo başına bu gideri sayarsanız domates 2-2.5 lira oluyor. Bunu üzerine hal gideri aracıyı da koyarsanız fiyat 3-3.5 TL olacaktır ve pazarda bu domatesi satanlar 5 liraya satıyorlar daha çok satıp sürümden kazanırken ama marketler 7-10 liraya kadar çıkıyorlar ziyan olacakları da hesaplayıp fiyata ekleyince.

Eğer Akdeniz - Marmara arası nakliye gider yük treni çözümü ile düşürülürse, 50 kuruşluk domates en fazla 1 TL'ye gelecek ve halden çıkışı en fazla 1.5 tl olacak pazarda satış fiyatı 2.5 markette ise 4-5 tl olacaktır. Yani fiyatlar %50 düşecektir.

Akdenizden Marmara'ya ve en azından Doğu Anadolu'nun başlangıcı olan Sivas'a kadar en azından iki yük treni hattı yapılırsa buraya üreticiden çıkan ürünelr kamyon yerien yük treni ile daha ucuz ve çevreci ve güvenli şekilde ulaştırılabilir

Tabii buna kamyon şöförlerinin işini elinden almak olarak bakılacağı için karşı çıkılacaktır ama bununda çözümü var.

İstanbul veya Akdenizde yük treni olan noktada yükleme ve boşalma depoları kurulacağı için burda 1000'lerce şöför çalışabilri sabit olarak. 

İstanbul'da özellikle hem Halkalı civarında hemde Pendik civarında İBB tarafındna yapılıp işleticek tren hattı civarında olacak iki yeni ile ki bunlar soğuk hava deposu veya yer altı deposu şeklinde inşaa edilebilir buralarda Akdeniz'den gelen ürünler sağlıklı şekilde muhafaza ediliğ ve avrupa ve anadolu yakasına servis edilebilir.

Sonuç olarak, ulaşım gider ve buna ek olarak aracılar yüzünden sebze ve meyve piyasasının nakliyecilerin ve hacilerin keyfine bırakılmaması gerekiyor. Sebze ve meyve tedariğide temel bir ihtiyaçtır ve bu tür bir tren taşımacılığı ile Ulaştırma Bakanlığı ve belediyeler bünyesine sorun çok kolayca çözülebilir.


 


1 Mayıs 2021 Cumartesi

NBA'de 4'lük Hatta 5'lik de Olabilir!

 


NBA'de son 5 yılda yaşanan üçlük çılgınlığı ve onun devamında gelen uzun mesafe üçlük çılgınlığı akıllara "Acaba NBA'de 4'lük hatta 5'lik de olmalı mı?" sorularını getiriyor. Bunun çözümünü sizler için düşündük.

Evet, gayet olur ve hatta çok güzel olur; şöyle ki, yukardaki resimde de çizdiğimiz gibi orta sahaya yakın bir yerden tepeden, üçlük çizgisi arasında yarı sahayı dikey olarak bölen birer çizgi çekilerek bu iki arada atılan şutlar 4'lük sayılabilir. Böylece üçlük mesafesini çok aşan şutların hakkı verilmiş olur. 

Diğer yarı´sahadan atılan şutlar ise, hayli hayli 5'lik sayılabilir bu durumda. Burda temel gerekçe şu olmalıdır. Eğer bu basit ve herkesin yapamayacağı bir şey ise, yapanlara hakkı verilmeli ve bu skora yanslımalı. Çünkü basketbolda basketlerin değeri futboldan farklı olarak mesafeye göre belirlenir. örneğin serbest atış sayısı yakından ve bir müdale olmadan rakipten yerden atıldığı için 1 sayı ve sonrasında 2 lik ve daha uzaktan 3 lük. O zaman neden sahanın diğer kalanını kapsayan mesefaler için farklı şut değerleri belirlenmesin 4'lük ve 5'lik gibi.

NBA yönetimi belki özellikle 80 sonrası modern NBA'in tarihi gereği bir bütünlük olsun diye belki bunu istemeyebilir, ama oyunun evrimi ve oyunun mantığı bunu zorluyorsa bunu yapmalılar. Çünkü oyunun yeni bir heyacanıda bu ve bunun tadı skora da yansırsa tadından yenmez olur.


 İçerik Sponsoru : alanisabeti.com