23 Eylül 2021 Perşembe

Türkiye'de Enflasyonun Yarısı Keyfi Zamlardır. Yumurta Fiyatları Örnektir.

Türkiye 70-80'lerden bu yana ağırlıkla siyaset terminolojisinde "merkez sağ"denen ama ideolojik olarak liberal - muhafazakar -milliyetçi olan "sağ" da gözüken tek başına iktidar ve koalisyonlar ile yönetiliyor ve yüksek vergi de yüksek enflasyon da bu iktidarların kendilerinin yarattıkları ve çözemedikleri, sonuçta çözmedikleri için kendi kendilerini de iktidarlarından eden temel iki ekonomik sorun olarak çıkıyor karşımızda hep.

Yüksek vergi elbette vergininin tabana yayılmamasının bir sonunucu olarak çıkıyor karşımıza, yani devlet herkesten adil ve düşük vergi alacak düzeni oluşturup denetleme yapamadığı için, bir seferde bazı kalemlerden fahiş vergiler alarak işin kolayına kaçıyor. Araba ÖTV'sinde olduğu gibi... Bu ayrı bir yazının konusu.

Yüksek enflasyon ise, bu düzensiz ve ilkesiz adil olmayan ekonomik düzenin, daha doğrusu düzgün yönetilmeyen bir ekonomi yönetiminin sonucu aslında.

Ülkemiz son 5 yıldır tekrar yüksek enflasyon sarmalına girdi ve iktidar çözmediği ve köklü çözümlerde üretmeyip inkar etme yöntemini seçtiği için işler daha kötüye gidiyor.

3 yıl önce 50 tl ye yapılan market alışverişi şimdi 130-140 liraya yapılıyor.

Perakendecilere ve üreticilere sorulduğunda ise genelde maliyetlerden basediliyor. Bu elbette önemli bir etken ama aynı zamanda bu birer fahiş ekstra zam bahanesi olarkatan kullanılıyor.

Yani "battı balık yan gider" hesabı eğer maliyette bir artış varsa bile bunu perakendeci ve üretici ölçülü olarak yanstımıyor fiyatlara ve bunu bir fırsatçılık olarak kullanıyor ve fahiş keyfi zam yapıyor.

Bunun en bariz örneğini yumurta fiyatlarında görüyoruz. Aşağıdaki haberde izlediğiniz de göreceğiniz gibi enflasyon %50 den fazla keyfi olarak üreticiler ve perakandeciler tarafından yapılıyor maliyetten bağımsız olarak.


Röpotajı izlediğinizde göreceğiniz üzere üretici zam için somut bir gerekçe asla söylemiyor, bir borsacı ve demir çelik üreticisi gibi konuşuyor ve asla yem bu kadar arttı ve bunun sonucunda bu oldu demiyor.

Tüm ifadelerine bakarsanız, tamamen üretici olarak kendilerini bu haksız kazanç düzeninde konumlandırmak ve "biz de çok kazanalım diğer sektörler gibi bizim başımız kel mi?" minvalinde anlatıyor...

Yok efendim global ürünmüş hammaddeymiş ambalaj fiyatı artmışta.. 

Neyin hammaddesinden bahsediyorsunuz; hammadde gıda dışı kompleks sanayi üretiminin bir terimidir ve teknik ve teknolojik bir terimdir. 

Yumurta üretimi ne zamandan beri petrol veya metal hammaddesi veya elektronik ürün gibi anlatılır oldu. Çiftçi evinin bahseçsinde kümestede üretiyor yumurtayı.. Neyin havası bu? Yumurta bu yumurta, hani tavuğun götünden çıkan dünyanın en ucuz ve bol gıdası. Bunu altın madeni gibi anlatmanın alemi ne? Kimi kandırıyorsunuz...

Tavukları mısırla mı besliyorsunuz arpa ile mi neyle?. Mısır pazarda 10 tanesi 10 lira hala geçen senede aynıydı.

Neyin hammaddesi bu? Bilmediğimiz...

Ayrıca üretici yumurtayı kırmızı etle kıyaslıyor, 1 yaşına bile glemeyen tavuğa yem verip her gün yumurtlatmayla 1 sığırı yıllarca besleyip 100 kilo gram et alabilme ile nasıl kıyaslıyorsunuz. Şaka gibi.. Yok protein değeriymiş etle eşitmiş falan.

Neyin aşşağılık kompleksi bu. Yumurtanın tekinin 1 birim fiyat olması gerektiğine nasıl ikan etmişse artık kendiniz. Açık açık 'yıllarca size sözde yumurtayı ucuz yedirdik, yok artık öyle yağma' demeye  getiriyor.

Ayrıca yumurta global ürün ise, pandemide ABD'de neden artmıyor? Buyurun aşağıda ABD de ve Türkiye'de yaşan Okan Serbest tarafında çekilden bir video ABD'de 15 yumurta 3-4 birim fiyata satılıyormuş.


Buyurun buna ek olarak perakendecilerin yaptıkları ile gerçekleri anlatan bir video


 

Sonuç olarak, Türkiye'de enflasyonun yarısından fazlası kriz fırsatçılığından dolayıdır ve bu anlamda evet iktidardan daha fazla yanlışı olan tüccarar ve üreticilerdir.

Bunu kabul etmemiz ve ona göre davranmamız gerekiyor.

Eğer yumurta üreticisi kriz fırsatçılığı yapıyorsa yumurta tüketimimiz yarıdan fazla azaltmalıyız.

Böyle sektörü tüketiciler olarak bizler yönetebiliriz fırsatçılar değil.

22 Eylül 2021 Çarşamba

"45 Liracık" mı büyüktür 650 Lira mı?


 İlk bakışta cevap çok basit değil mi?

Ama biliyorsunuz paranın zaman değeri diye bir şey var?

Eğer bu paralar farklı zamanlardan birer tutar ise, o zaman kıyaslama yapılır ve hangisinin daha değerli olduğu ortaya çıkar.

Kıyaslama genelde altın üzerinden yapılıyor ama altının bir yatırım aracı olduğunu düşünürsek, daha kolay anlaşılması için gerçek kıyaslama ancak asgari ücret üzerinden yapılabilir.

45 lira 2002 yılından bir tutar ve o zamanlarda asgari ücret nerdeyse 200 lira'ya yaklaşık ve 185 lira ve 45 lira şu halde asgari ücretin nerdeyse 4 te 1'i kadar.

650 lira ise 2021 yılından ve asgari ücretin ise 4 te 1'i kadar bile değil...

Gördüğünüz gibi 20 yılda hiç birşey değişmemiş, yani birine 2021 yılında 650 lira verip övünmezsiniz çünkü; 20 yıl önce 45 lira vermekle aynı şey aşağı yukarı hatta daha az.

Ne zaman övünebilirdiniz peki?

Eğer 650 yerine 1000 lira veya 1500 lira verdiğinizde yani asgari ücretin 3 te 1'ini ya da yarısını verdiğinizde.

14 Eylül 2021 Salı

20 Yıl Önce Yurt Fiyatları ve Öğrenci Ev Fiyatları Nasıldı?


Malum ülkemizde vatandaşlarımız için büyükşehirlerde özellikle yurt sorunu ve öğrenci evi fiyatları sorunu  var.

Şöyle bir kıyaslama yaparsak 20 yıl önceye ek olarak gayet faydalı olur.

2001 yılında Kredi Yurtlar Kurumu'unda aylık 12  TL idi bir oda da 4-6 kişi kalmak için ve asgari ücret 122 tl idi o yıl ve yurtta kalmak istemeyip bir daireye çıktığınızda 4 kişi arkadaş olarak 150-200 tl idi ve öğrenci başına bir daire kirası ve elektirik, su, doğalgaz vs ile öğrenci 70 tl kadar ödüyordunuz. (Kıstas alınan şehir Edirne)

Şu an ise, Kredi Yurtlar Kurumu'nın bir öğrenci için 4 kişilik odalarda aylık kalma kirası 300 TL civarında.

Asgari ücretin 10 'da 1'i gene yaklaşık. Pek değişen bir şey yok 20 yılda. Muhtemelen Kredi Yurtlar Kurumu odalarındaki konfor ve yurt içindeki sosyal tesislerindeki çeşitlilik ve kalite dışında ki buda teknoloji ve yaşadığımız zamanın imkanları ile ilgilidir.

Öğrenci Ev Fiyatları

20 yıl sonrasında bugün öğrenci daire kiraları ise, 2000-2500 tl civarında şu an. Yani bir ev kirası gene 20 yıl önceki  gibi asgari ücret civarında. (İstanbul verileri)

Z kuşağı için iktidarın 20 yılda yaptıklarını değerlendirme açısından bu veriler iyi birer referans olabilir.

4 öğrenci bir daire kiralasa 2500 lira kiraya ek olarak elektrik, su, doğalgaz + 1000 tl ile toplamda 3500 tl olur ve 900 tl civarında tek öğrenci için. Yemek vs minumum giderlerle bir öğrenci şehir dışında 900+600 1500 TL ye okuyabiliyor.

Özel Yurtlar ise şu anda aylık ortalama 1300-2000 tl civarında yemek hariç olarak su elektirik internet ve hatta kahvaltı(bazılarından) her şey dahil bir öğrenci kalabiliyor. 

Böylece bir öğrencinin özel yurtta kalma maliyeti ile toplam harcayacağı turtar 2000-3000 tl en az. Yani özetle yaklaşık bir asgari ücret tutarında bir ücret ödeyerek çocuğunuzu özel bir yurtta  veya evde konaklatarak şehir dışında okutabilirsiniz.

Eğer sadece KYK Yurtlarında kalmasını sağlarsanız bu tutar 300 tl yurt kirası + 700-1000 tl yemek, yol, iletişim vb giderlerle 1000-1300 tl ye okutabilirsiniz.

Buna ek bilgi olarak 2001 yılında Başbakanlık Bursu 25 TL idi.

13 Eylül 2021 Pazartesi

Sosyal Medyalık Şeyler 10

"Yavşağın tekiyim"

"Burası Türkiye"


"Milli Takım"


"Mabud vermeyince"


"Kol saati"


"Katranı kaynat"


"Tabi mutlu olmassun"


"Benim uşaklar"


"Faslı Erkek"


"Benden Bahsediyo"


4 Eylül 2021 Cumartesi

Türkiye'de Siyaset ve Halk Yolsuzluğunun Sebebi Fahiş Araba Fiyatları mı?


Malum son yıllarda ekonominin kötülüğü ülkemizde iki-üç şey üzerinden anlatılıyor, döviz fiyatları, inşaat odaklı ekonomi ve fahiş araba fiyatlarını oluşturan vergiler..

Fahiş araba fiyatları ülkemizde yeni bir şey değil 80-90 lardan bu yana ülkemizde ortalama sıfır araçlar ortalama bir şehirdeki ortalama bir ev fiyatına satılıyor.

Biri barınma diğer ulaşım temel ihtiyacı için. Ama biz internetle beraber son 10 yılda gördükki araba fiyatları özellikle ikinci el araba fiyatları yurtdışında bizim sıfır budolabı fiyatına yani 3000-5000 birim fiyatlara satılıyor.

Biz bu fiyatları asla hayal edemez hale nasıl getirildik bu ayrı bir konu elbette. Bildiğimiz temel gerçek 100 birim fiyatlık bir araca 150 birim fiyat vergi ödediğimiz.

Benzin fiyatları da çabası.. Dünya diğer ülkerin 1 galon fiyatına yani 3.5-4 litre fiyatına   biz 1 litre benzin alıyoruz. 

Peki bu fahiş araba ve benzin fiyatlarının sosyal sonuçları nelerdir? Bunu hiç düşündünüz mü?

Yani son 50 yıldır ev fiyatına araba alan bir millet olarak bizler bu uğurda neleri feda ediyoruz.

Biraz derin düşününce bu karşılanması zor ama temel gereksinim olan şeyi elde etme yolunda milletimizin aslında ahlaken bir şeye zorlandığını görüyoruz.

Evet, o yol yolsuzluk ve sahtekarlık yolu.

Düşünün ki, ülkemizde en az %50'ye yakın insan asla toplu ulaşım kullanmak zorunda olmadığını ve mutlaka özel araca sahip olması gerektiğini düşünüyor.

Bu durumda bunu karşılamak için ise, yapmak gereken şey ortalamanın çok üstünde bir gelir elde etmek. Çünkü ülkemizde hem araba fiyatları hemde yakıt fiyatları dünyaya göre ortlama 5-10 kat daha pahalı..

Yani asgari ücretle çalışırken sıfır bir araba sahibi olmak ve yeterli seviyede yakıt alıp rahat rahat kullanmak zor olduğuna göre gerek özel sektörde nitelikli bir işçi, gerek memur, gerekse bürokraside gerekse siyasette ve gerekse işletme sahipliğinde bulunan insanların araba almak ve benzin koyup kullanmak için ortalamanın yani asgari ücretin en az 3-4 katı gelir elde etmesi gerektiği ortaya çıkıyor.

Çünkü araba sahibi olan kişi aynı zamanda harcama şekli bakımından da, başta benzin gideri olmak üzere diğer harcamaları ile sınıfsal olarak asgari ücretliden sınıfsal olarak tamamen olarak ayrılmak istiyor ve başka bir statüye geçmek istiyor.

Hal böyle olunca, sınıfsal piramidin en üstündeki zenginler ve ortasında orta halli sınıflar arasındaki rekabetin ana unsuru sahip olunan arabanın kalitesi oluyor. Kullandığı aracın kalitesi ile bu sınıflarda yer edinmek isteyenler tüm iş hayatını buna göre kurluyorlarç

Bu seviyede bir araba almak ev sahibi olmakla eş değerde gerekli ve önclelikli oluyor nerdeyse. Eşlerinde başka çiftlerle olan ilişkilerinde birbirlerine bakışlarında kullandıkları araç en önemli konulardan oluyor.

Bu sebeple piramidin en üstünde ve ortasında bulunların lüks bir daire fiyatına arabaya sahip olup ayda asgari ücret kadar benzin parası ödemesi için, bulunduğu iş hayatında agresif bir rekabette bulunması ve çok kazanması gerekiyor.

Çünkü, kıyaslama olarak örneğin bir Alman'ın son model bir Walkswagen, Mercedes veya BMW ye 50.000 birim fiyat verirken bir Türk o araca 500 bin birim(TL) vermek zorunda.

Bunun normal şartlarda bir çalışma ile karşılanması zor zor olduğu için kişinin standart bir iş hayatı ve standart sayılan bir iş ahlakının dışına çıkması gerekebilir.

Bu noktada yolsuzluk yani iş hayatında sahtekarlık yapması gerekiyor olabilir.

Bu yolsuz iş hayatın seçme kararını vermesinde zaten fahiş araba fiyatları başta olmak üzere dışarda yeme içme ve diğer şeylerdeki fahiş fiyatlar zaten motive ve karar verdici olacaktır..

Böylece kişi piramidin üstündeki kısımda yaşamak isteği için standart bir şey olarak gördüğü ev fiyatınadaki sıfır bir aracı alma ve istediği her yere o araçla gitme özgürlüğünü elde etmek için iş ahlakının dışına çıkmayı zorunluluğu ile başbaşa kalacaktır.

Bunu iş adamı, yönetici, memur ve bürokrat düzeyinde düşünürseniz buna siyasetçileri de eklerseniz özel sektör ve devlet ekseninde bu rekabet her türlü hırsızlığı yapmaya bu statüdeki kişileri teşvik edecektir.

Buna ek olarak ülkemizde yüksek kaliteli araç kullanma kendini güçlü gösterme ve diğer insanların koşulsuz saygısını alma aracı olduğu için insanlar kadın erkek araç sahibi olma konusunda çok agresifler ve bunun için ahlaki değerlerini çiğnemeye ve yolsuzluk yapmaya hazırlar.

3 Eylül 2021 Cuma

Instagram Olmasa Dünya Nasıl Olurdu?


Hiç instagramın dünyaya katkılarını düşündünüz mü?

Evet, instagram kullandıkları halde bir çok sosyal medya ve internet kullanıcısı için bir gereksizlik abidesi veya insanı insanlıktan çıkaran bir tanıma sahip.

Bunda en büyük sebep, insanların artık aslında tamamen Instagram'da paylaşmak için evde özenerek o şekilde yemek yaptıklarını veya dışarda yemek yediklerini veya instagramda paylaşşmak için tatile gittikleri veya sırf instagramda paylaşmak için spor yaptıklarını veya elbise veya eşya aldıklarını düşünmemizi sağlayan izlenimlerimiz.

Belkide bilinmeyen bir dönüşüm olarak bu çoğunlukla doğru

Peki bu böyle olmasa ne olurdu veya böyle olmasının bize faydası ne?

Bunun tek temel bir açıklaması var. Evet, Instagram sadece insanların rekabet içind ehavalı görünme ihtiyaçlarına karşılık gelen bir video ve fotoğraf paylaşım alanı değil, aslında modern dünya ekonomisinin motoru.

Evet, dünya küreselleşirken son 20 yılda aynı zamanda global ve lokal ekonomik krizleri de yaşıyor ve ekonomiler giderek sınıfsallaşıyor ve zengin fakir ayrımı giderek büyüyor ve büyüyen ülke nüfuslarının iş ihtiyacı ve onların artan tüketimleri standart bir değerde karşılanmakta zorlanılıyor.

Dünya aynı zamanda insanların psikolojileri ile var olan insanlığın ortak yaşam alanı.

10 milyara yakın insan yaşıyor dünyada ve bu insanlar zenginler dışında kalanlar olarak birer robot değiller ve azınlık ünlü ve zengin kesimin dışıdna kalan nerdeyse %80-90'lık yoksul ve orta sınıf insanlar hayatlarını genel olarak zenginlerden farklı olarak sadece 1 evde 4 duvar beton ve iş dışında son derece sınırlı bir alan ve zamanda geçiriyorlar..

Bu insanların da bu sınırlı imkanlar içinde bile bir hollwood yıldızı gibi yaşadıklarını hissetmelerini ve kendilerine kanıtlamaya sağlayan en önemli platform Instagram. Çünkü Instagram çıktığından beri diğer sosyal ağlardan farklı olarak, insanın kendisiyle ilgilendiğini göstermesini sağlayan bir formatta işliyor ve link paylaşılamıyor yorumlar çok silik ve dha açok içerik vidoe ve resim öne çıkarlıyor...

Bu halde Instagram muhtemelen giderek milenyumun teknolojik kaosu ve depresyonu içine hızla sürüklenen insanlığa havalı bir şekilde hayata tutunma ve sosyalleşme imkanı sağladı.

Bu anlamda yeniden kendisiyle ilgilen insanlar kendilerine bakma ihtiyacı duyarak satın almaya yani harcamaya ve harcamak içinde daha çok kazanmaya yani rekabete ve harcarkende başta yiyecek, giyim ve bakım olmak üzere 100 lerce sektörü harekete geçirdi.

Bu belkide 2010'lardan sonra global krize girecek dünya ekonomisini hem global hemde yerel ölçekte durağanlığa girmekten kurtardı. 

Ve belkide Instagram olmasa Instagramı bu denli havalı şekilde kullanan büyük bir kitlenin depresyon ve intihar eşiğinde yaşadığını görecektik.

Instragm olmasa dinamik modern bir insanlık olmazdı ve ekonomiler daha vasat ve ticaret daha kısıtlı olurdu.


1 Eylül 2021 Çarşamba

 Sokak Hayvanı ve Sokak Köpeği Olmaz! İşte Sebepleri


Sokak hayvanları ve onların dramlarını malum tv'de haberlerde ve internette sürekli görüyoruz. Onları acımasızca katleden insanlar ve bu konuda yasal düzenlemelerle ilgili hayvanceverlerin haklı talepleri... Son dönemde giderek artan bir tartışma var dünyanın gelişmiş ülkelerinde çözülmüş bu sorun bizde çok taze.

En son artık sokak hayvanları ile bu dram bir insanla ilgili bir trajedi haline gelmeye başladı ve Adana'da onlarca sokak köpeğinden bisikleti ile kaçan bir çocuk otoyola çıkıp araba altında kalarak öldü.

Bu gerçekten çok acı ve aynı zamanda acil sorgulanması ve yasal kurumlarca soruşturulması gereken bir durum. Haberde bölgede yapılan bir röportajda, bir kişi bu sürü halindeki başıboş sürü olarak yaşayan köpeklerle ilgili dilekçe verdiklerini ama belediyenin bir şey yapmadığını ve bu tür bir trajediye bilerek yol açtıklarını söyledi.

Bunun üzerine olayı birde insan yönünden düşünmeye başladığımızda bazı temel noktalar dikkatimize takılıyor.

Öncelikle aklımız gelen temel sorular, "Sokak hayvanı" veya "sokak köpeği" diye bir şeyin doğru bir niteleme olup olmadığı ve sokakta yaşayan hayvanların doğası ve sosyal durumu açısından sağlıklı olup olmadığı hakkında olmalı.

Burda çıkış noktamız, "sokaklar" olmalı önce ve sokak denen mekanların hayvanlar için doğal bir yaşam alan olmadığı ve sokakların amacının yani insanın yardımcı yaşam alanı olan yerlerdeki binaların dışında kalan yerlerin evcilleştirilmiş ve belli boyutları olan hayvanların için yaşam alanı olup olamayacağı sorusu.

Basitçe mantık yürütürsek, bu anlamda sokakların insan eliyle evcilleştirilmiş hayvanların evi yani yaşam alanı olamayacağı sonucu çıkar. Çünkü bu alanlar sokaklar, yollar, parklar insanların ulaşım ve yan/yardımcı yaşam alanıdır.

Kedileri insan yerleşim alanındaki farelerle mücadele açısından ve insanara karşı  büyük bir tehlike arzetmeyeceği yüzünden ayrı yere koyarsak geriye köpekler, atlar, koyun, inek, yabani büyük kediler olan vaşak vb sürüngenler yılanlar vb canlılar kalıyor. Bunların şehir gibi toplu yerleşim alanlarında bulunması insanlarla aynı yerleşimde yerlerinde kamusal alanlarda başıbol olarak yaşaması hem insanlar hemde bu hayvanlar için normal değildir.

Köpeklerin evcilleşmeleri sonucu bu anlamda evrim geçirdikleri ve sahibi olan insanla bir evin bireyi olarak evde ya da çoban yanında otlaklarda ya da müstakil bir evin bahçesinde veya polis veya güvenliklerin bir yardımcısı olarak varolarak, duygu ve ilgi ihtiyaçlarının da varlığını düşünürsek, şehirlerde veya kırsalda başıboş sokak köpeği diye bir durumun olmaması gerektiği sonucu ortaya çıkar.

Çünkü evcilleşmiş bu hayvanlar tek tek yeterince sevgi ve ilgi ve besin görmediği zaman insanlara karşı birleşerek kendilerini tekrar yabanileştirir ve saldırganlaşırlar.

Bu anlamda evcilleştirilmiş köpeklerinde duygularının olduğunu ilgi ve sevgi gerektiğini düşünürsek, onların sokaklara terkedilmesi, yazın sıcağında betonlarda kışın soğuğunda gene betonlarda kaldırımlarda yaşaması uyumaları sokak hayvanı savunucu hayvanseverilerinde savunduğu son derece yanlış bir şey olduğu için bu hal normal bir durum değildir.

Bu yüzden sokak köpeklerinin hayvanseverlerin "barınaklar ölüm yuvası, köpeker sokaklarda yaşamalı" fikri bu tür insan kayıplarının olduğunu düşünürsek mantıklı değildir ve bu tür insan kayıplarını yaşamamak adına şartlar kötü olsa da köpeklerin barınaklarla alınması kısırlaştırılması ve sahiplendirilmesi ve burda hayvanseverler tarafından sevilmesi ilgilenilmesi en doğru çözüm.

Aksi takdirde Adana'daki bu olayda da görüldüğü üzere köpekler sokaklarla yeterince yemek, ilgi ve sevgi göremeyecekleri ve bunun garantisi olmadığı için kendi aralarında sürüleşerek ve çeteleşerek kendilerine insanların yaşam alanı içinde yollarda, boş arsalarda, parklarda bir yaşam alanı ve bir ekosistem yaratmaya çalışacak ve buradan geçen zayıf durumda gördükleri insanların hayatlarını bu şekilde tehlikeye atacak, saldıracak ve ölmemize sebep olacaklardır.

Bu anlamda "sokak hayvanı" diye evcilleştirilmiş bir canlı olamaz ve olmamalıdır.

Eğer bunun olmasını savunuyorsak, o zaman Adana'nın kenar mahalleleri dahil heryerde bu köpeklerle sadece besleme değil sevgi şefkat olarakta yeterince ilgilenmeli onların sürüleşmesine engel olup tek tek yaşamalarını sağlayacak şekilde insanlara bağımlı hale getirmeliyiz.

Ama maalesef bunu hayvanseverlerin de garanti edemeyeceğine göre, kendisini hayvansever olarak tanımlayan insanların yaşadıkları bölgedeki köpekleri yaz kış sürekli sevip korumayı garanti etmeyeceğine göre o zaman bu hayvanların sokaklarda yeri olduğunu savunamayız.

Bu anlamda nasıl ki, "sokak atı" yoksa veya "sokak eşşeği" yoksa "sokak köpeği" ve "sokak kedisi"nin de olamayacağıdır.

Bu gerçek ışığında sokaklarda köpek ve kedilerin yaşamaması gerekir. Evinde ve bahçesinde köpek bulunduranların da olası bu sevgi ilgiyi göstermeyeceği riskine karşı sıkı şekilde insanlara zarar vermeyecek şekilde, özellikle köpeklerini kontrol etmelerini kanunlarla sağlamak gerekir. 

Hele yasak cins köpeklerinde bu anlamda varlığı tam anlamıyla cinayete teşebbüstür. Maalesef ülkemizde son 10 yılda yasaların uygulanmasını ciddiye almayan bir çok insan yasaklı cins sahipleniyor hatta üretip ticaretini yapıyorlar.

Her ne kadar "sahibi kötü ise onlar tehlikeli oluyorlar diğer köpeklerden farkları yok" dense de insanların hayatları birilerin, hayvan sahiplerinin psikolojilerine bırakılamaz. Bir insanın belinde çakı taşıması ile satır taşıması arasında fark vardır. Birisiyle sadece bir darbe(pitbull) ile bir insanı kolayca öldürebilirsiniz.

Bununla birlikte yasaklı cinselerin tamamen barınaklara toplatılması ve bu konuda kanunlar uymayanlara hapis cezası verilmesi gerekir.

Ayrıca yasaklı olmayan cinsleri besleyen insanlar dışarıya çıkarmaları konusunda yeni yönetmelikler konmalı ve tasma ile çıkarma konusunda da köpeğin yasal sahibi ve koruyucu kimse onlara birer kimlik çıkarılması ve köpeklerin sadece tasma ile değil ayrıca sahibine belinden bağlanması gerekir.

Yani kişi beline tasmayı da bağlayacağı bir tasma kemeri takmalıdır köpeği kamusal alanlarda dolaştırırken.

Böylece kişinin istediği zaman veya kazara bırakabileceği eline güvenilmemesi ve köpeğin başkasına saldırmaya çalışması durumunda sahibini sürüklemek zorunda kalacağı bir emniyet kemeri kuralının konması gerekir.

Çünkü biz şunu biliyoruz ki, her ne kadar insanlar havyan sevgisi olarak güçlü büyük köpeklerde beslese de bir çok insan bu tür yasaklı cins olmayan köpekleri bir güç güsterisi olarak sosyal hayatta tıpkı yüksek motor güçlü araba ve motolar gibi bir sosyal statü amacıyla da yanlarından dolaştırıyor ve besliyor.

Bu anlamda belediyelerin köpek besleme vergisi de alması gerekir.

Eğer bir insan apartman veya bahçesinde bu denli insan için tehlikeli olabilecek hayvan besliyorsa bunun bedelini de o yaşadığı insanlara belediyeye vergi vererek ödemelidir.

Evet, şimdi neden Avrupa'da sokak kedisi ve köpeğinin olmadığını anlamışsınızdır umarız. Çünkü onlar konuya bizdeki aptalca topyekün karşıtlık ve sahiplenme ile değil, bu açılardan bakmışlar ve hem onları hemde insanları koruyacak bir çözüm bulmuşlar.

Diğer Projelerimiz