2 Ekim 2022 Pazar

6'lı Masa Ortak Bir Aday Çıkarmak Zorunda Değil


Genel seçime 1 yıldan az kaldı ve iktidar olma yarışı giderek büyüyor. Eski Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı olan sistem kaldırıldığı ve sadece başkanlık sistemine geçildiği için en az %51 gerekiyor başkan seçilmek için ve Ak Parti dahil bunu tek başına başaracak  bir parti yok bu yüzden seçime birden fazla ittifaklarla giriliyor.

Muhalefet cephesindeki en büyük ittifak 6'lı ittifak ve ortada büyük bir gürültü var çünkü Türkiye tarihinden muhtemelen ilk defa 6 parti bir araya geliyor.

Amaç seçimi başkanlığı bir ittifak olarak kazanmak ve eski başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı ikili sistemine geçmek ve bu sisteme geri dönüşe de "güçlü parlementer sistem" deniyor. Buna göre meclis daha öne çıkacak tekrar ve bir uzlaşı ile ülke yönetilecek tek adam(başkanlık sistemine) göre..

Ama sorun şu ki henüz muhalefet tek başına ortak bir aday çıkaramadı ve bun sebeplerini iki tane yazımızda anlattık detaylıca. Oradan okuyabilirsiniz neden 6'lı masadan halkın istediği bir adayın çıkaramayacağının tüm iyi niyete rağmen neden mümkün olsa bile sağlıklı olmayacağının detaylıca açıklaması var..

Bu yazıda size zaten o analizlerde de anlattığımız şeyin doğal ve olması gereken sonucunu analiz edeceğiz ve ortak bir aday çıkarmanın neden gereksizce ve aptal olduğunu anlamamız gerektiğinden bahsedeceğiz.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi 6'lı masa Millet İttifakı'nın asıl amacı parlementer sistem geçiş için bir ortak hareket ve konsensüs sağlamak. O zaman asıl amaç buysa neden ortak bir aday çıkarmak gerekiyor? Diyeceksiniz ki kazanmak için? Ortak aday çıkarmadan da kazanılabilir?

Hedef zaten parlementer sisteme geçişse, kısa süreli görev yapacak bu yeni başkanın nasıl seçileceğinin ve ittifaktan kim olduğunun ne önemi var?

6'lı masada herkes kendisi aday olur ve 2. turda en çok oy alan 6'lı masa ittifakındaki lidere oy verilir ve kazanılır. Zaten her koşulda Erdoğan'ın ilk turda %51 ile seçilemeyeceği kesin gibi.

 

 

26 Eylül 2022 Pazartesi

Sadece Sığınmacı ve Kaçakları Değil Yasal Yerleşik Fazlalık Yabancıları da Ülkemizde İstememeliyiz.



Eğer huzurlu, sakin, refah içinde ve ev kiralarının normal olduğu bir ülke istiyorsak; sadece mülteci ve kaçakları değil, yasal olarak ülkemizde yabancılarında büyük oranla ülkemizde istememek zorundayız. Bu bir ırkçılık değildir. Bu ülkenin nimetlerini ilk önce ve sürekli yaşamak ülkemizdeki doğan yerli vatandaşımızın en doğal ve insani hakkıdır ve önceliğidir...

Bir Alman bir İngiliz veya Rus zaten 50 yıldır aynı belli standartta ülkesinin keyfini çıkarıyor, son 70-80 senedir biz daha bu ülkemizin iyi bir zamanını göremedik, eşit ve adilce paylaşım ve yaşam kalitesi adına. Eğer bizim ülkemizde sene 2022 de bir araştırmaya göre halkın %67 tatili yapamazken, ve ahyatı boyunca Bodrum'da daha bir kez tatil yapamamışsa veya Kadıköy'de hiç yaşamamışsa, boğazda bir kez yemek yiyememişse, yabancı neden bunu ondan önce yaşasın veya gelip çalışarak veya vatandaşlık satın alarak ülkemize yerleşik şekilde bunları yaşasın kiralık/satılık ev fiyatlarının artmasına da sebep olsun...? 

Temel soru bu...

Kiralık/satılık ev fiyatları malum en büyük sorunlarımızdan birisi. Bunun sebepleri ise toplumda söylendiği gibi sadece paragöz ev sahipleri değil sadece...  Enflasyon ve dövizle ilgili de değil

Bunun asıl sebebi belli. Asıl sebep, ülkemizde yaşayan yasal ve yasal olmayan yabancılar...

Sığınmacılar bir yana İstanbul'da sadece 1 milyon 250 bin yasal çalışma ve oturma izni olan yabancı var ve en az 3-4 milyondan mülteci ve yasadışı olarak yaşayn kaçak var... Ve malum birde vatandaşlık satıyoruz ev alana.

Bunların hepsi kiraların ve satılık ev fiyatlarının fahişleşmesinin ana sebebi. Çünkü bu yabancılar ev kiralarken veya satın alırken daha çok daha fazlasını veriyorlar Türk vatandaşlarının verdiğine kıyasla ve bir piyasa oluşturan piyasayı dengeleyen bir davranışları yok.

Bu berbat durumun bir an değişmesi için, ilk önce ev alana vatandaşlık satışının durdurulması ve mülteci ve kaçakların önce ülkelerine gönderilmesi ve sonrasında yasal oturma ve çalışma izni verilecek yabancı insan sayısının il nüfusuna göre yüzde olarak belirlenmesi gerekiyor. 

Mülteci ve kaçakların Esad'la ve Taliban rejimi ile görüşülüp anlaşılıp ülkelerin gönderilmesi çok basit ve net çözüm ve en kısa zamanda yapılabilir.  Bunun devamında her il de yaşayacak yasal oturma ve çalışma izni verilecek yabancı sayısı oranıda belirlenmeli. Bu toplamda %3'ü geçmemeli.. Yani İstanbul'daki her 100 kişiden en fazla 3'ü yabanacı olabilir ve çalışma ve ikametgah alabilir. 

Bu yüzden İstanbul'da sadece yasal oturma izni olan 1 milyon 250 bin yabancı oran olarak nüfusa göre çok fazla. Çünkü bunların çoğu da tek başına yaşıyor veya en  fazla 2 kişi ve yarısını hesaplayınca bile 600 bin tane ev işgal altında yabancılar tarafından. 600 bin eve fazla fazla kira veren yabancı demek kiraların fahiş şekilde artması ve ev sayısının azalması demek Türk vatandaşları için.

İstanbul  yasal olarak bulunanlarla beraber 16-17 milyon kişi ve buna ek olarak kaçak ve mültecilerle 20 milyonun üzerinde. Bu İstanbul'un kaldıracağı bir yük değil. Yasal yabancı sayısı en fazla 300 bin olabilir. 

Böylece evlere talep düşecek ve kiralık ve satılık fiyatları düşecektir. Bu bu kadar basittir.


23 Eylül 2022 Cuma

Yeni Kurulan Özel Üniversitlere Hakaret Etme ve Hocalarını, Öğrencilerini Aşağılama Faşistliği

Ülkemizde bir türlü saygı bir ilke ve destur haline gelmiyor. Bu akademisyen düzeyinde de böyle.

Bunun en büyük sebebi de, muhtemelen medya ve basındaki toplum önünde konuşan eski akademisyenler, yazar aydınlar

Bu aralar başta koca koca yüksek eğitimli  insanlar basta olmak üzere bir cok insan ağızlarına bir sakız almışlar ve salyalar akıtarak özel üniveristelerin çokluğundan bahsedip, çeşitli şekilde hakaret ve alay ediyorlar bu üniversitelerdeki hocalar ve öğrencilere.

Neymiş efendim, çok fazla özel üniversite açılmış ve bunlarda hiç eğitim kalitesi yokmuş.

Bu öyle bir aptallık ki, bu yeni açılan üniveristelerle beraber mevcut eski üniversitelerin kendi aralarında kısa bir sürede, 5-10 yılda büyük bir rekabete girebileceğini ve böylece ülkemizde büyük bir eğitim kalitesinin olacağını sanıyorlar muhtemelen. Böyle bir aptallık olamaz. Bu kadar kısa süre de bu mümkün mü?

Bu kafayı böylece ayırt edip ayrı bir yere koymak gerek. Çünkü bu insanlar yeni dünyanın eski dinozorları...

Bu insanlar öncelikle serbestleşmeden yani  öğrencilerin ve eğitim özgürleşmesinden rahatsızlar ve eski militarist devletçi katı ve zalim eğitim sistemi savunuyorlar bir anlamda. Çünkü kendileri bu zalim devletçi eğitimin cefasını çektiler ve herkes çeksin istiyorlar.

Bu büyük bir ahmaklık ve kıskançlık.

Öncelikle ilkesel yani demokrasi ve özgürlükler olarak bakmak gerekirse, bu insanların "eğitimin ticareti olmaz eğitim tek bir yere yani devlete bağlı olmalı ve özel üniversite olmamalı" şeklinde bakışları da son derece faşizan bir şey.

Ne yani birisinin  Edebiyat, Tarih, Otelcilik ve Gastronomi veya fen bilimlerini Fizik ve Kimyayı yüksekokul seviyesinde öğrenmek için, akıl ve bilimle daha önemlisi özgürlük ve demokrasi ile yönetilmeyen, tamamen veya kısmen mevcut iktidarın siyasi ideolojileriyle yönetilen devlet üniversitelerine mecbur olması ve devletin kurumları olan YÖK veye Milli Eğitim Bakanlığı'nda izin mi alması veya devletin üniversite sınavına tabi olması mı gerekiyor?

Böyle eski dar kafalı faşist bir bakış açısı olabilir mi şu çağda?

Size ne bundan hem, birileri devletin koyduğu sınavda ilk 100 -200 bin artık devlet üniveritesi kontenjanına giremiyor diye parasını vererek  istediği eğitimi özel üniversitelerden alamaz mı?

Neymiş efendim, dünyada en gelişmiş ülkelerde yeni ve özel üniversite açılmazmış.

Hani Covid başladığında kapanmaya gerek yok, "sürü bağışıklığı" diyen İngiltere eğitimi mi çok ileri. Eğer ileri ise neden bir pandemide bir aşı konusunda zortladılar tüm batı olarak.

Demek ki, mevcut eğitim düzeni de gelişmiş değil tüm dünyada.

Bu kafa işte maalesef dünyayı ve hayatı anlamıyor mahvediyor. Çünkü istiyorlarki biz akademisyenler azınlık elit toplum üstü bir sınıf olalım ve herkes bizim ağzımıza baksın.

Zamanı geri sarsak ve 100 yıl geri gidip tüm batı ve tüm dünyada eğitimi ideolojilerle yönetilen faşist devlet kafalarından kurtarıp serbestleştirseydik bugün dünya muhtemelen çok daha farklı ve gelişmiş adil bir yerde olurdu.

Çünkü üniversiteler devlet veya özel olsun, hiçbirisi sadece eğitim yeri değildir; aynı zamanda oinsanların sosyal ve bilişsel gelişim ve hayat tarzını ifade etme ve demokrasi ve medeni bir yaşam için birer referans ve gelişim noktasıdır.

Neymiş efendim, bu özel üniversiteler belli cemaatlar ve tarikatlara yakın olan sermayeler ve ideolojilerde olan insanlarınmış ve tehlikeliymiş.

Olsun arkadaş o da olsun. Her telden ideolojiden üniveristeler olsun ki insanlar seçsin ve bunlar aralarında bir rekabet etsin ve eğitim kadar başka konularda fikirler üretilsin ve bir sinerji veya fikir çatışması yarışı olsun.


13 Eylül 2022 Salı

Ergin Ataman ve Hidayet Türkoğlu Neden Eleştirilmiyor?




Basketbol veya Futbol Milli Takımlarımız başka ülklerinki gibi bir anlam taşımıyor bizim ülkemiz için

Ülkemizde o kadar kötü bir ekonomik siyasi sosyal ortam ve şartlar var ki, insanlarımız sporu Almanlar veya Fransızlar gibi keyif alınacak ayrıca "bakın biz sporda da siz diğer ülkelerden çok üstünüz diyecek" şekilde değil, tamamen ülke gerçeklerinden bir kaçış ve mecburi bir mutluluk kaynağı olarak görüyorlar.

Bu yüzden bu spor branşlarında avrupa ve dünya şampiyonaları gerçekten bizim için çok anlamlı.

Milliyetçilik veya vatanseverlik anlamında değil, tamamen bu anlamda çok anlamlı; çünkü bizim biraz mutlu olmaya ve en çok birlikte mutlu olmaya ihtiyacımız.

Voleybolda çok başarılıyız ama maalesef popüler bir voleybol kültürümüz maalesef yok.

Gel gelelim ne futbol ne de basketbolda son 10-15 yıldır bir başarımız yok. 

Fazla uzatmadan esas konuya da gelelim, malum Cedi Osman eksenli konuşulan bir başarısızlık yaşadık basketbolda -ki kadro ve jenerasyon olarak gerçekten büyük bir potansiyelimiz vardı.

Çünkü oyuncularımızın hepsi avrupa ve dünyanın en üst klasmanında oynayan oyuncular ve hepsi çok yetenekli ve potansiyelli ve basketbolda 20 yıl öncesinden başlayan bir final oynama ve kupalar alma durumlarımız var. Bu yüzden hedeflerimiz çok ileri düzeyde artık..

Türk İnternet Spor Medyasına Bu Utanç Yeter: Hidayet ve ATAMAN dışında herkesi kıyasıya eleştiriyorlar...

Bu potansiyeli ortaya çıkarmak için, ise maalesef federasyonları yönetenler hem futbolda hemde basketbolda çok bariz ve kişisel tercihli yanlış işler yapıyorlar ve kimse hala çıkıp bunları söylemiyor.

Bunu tam olarak eleştiremeyen bizim internete taşınan spor medyamız içinde büyük utanç kaynağı.

Ülkemizin 85 milyon nüfusu olan bir basketbol ülkesi olarak artık yabancı devşirme bir guarda ihtiyacı olmadığı halde, federasyon ısrarla bir yabancıyı dilimizi kültürümüzü bilmeyen, bu topraklardan olmayan birini soyumuzdan gelmeyen; okyanus ötelerinde doğmuş yaşamış birilerini takıma lider yapmaya çalışıyor.

"Bizden point guard/oyun kurucu çıkmıyor/yetişmiyor" hakareti son 10 yılda malum ayyuka çıktı ve milli takım düzeyinde final oynayamayıp kupa alamayışımız büyük ölçüde buna bağlandı.

Eski NBA oyuncumuz Federasyon başkanı Hidayet'in de buna inanıp devşirme sevdasına kapılması yüzünden çok kötü bir noktaya geldik

Örneğin bu turnuvada koç kenarda molalarda İngilizce konuşuyor, böyle bir Türk Milli Takım olamaz. Olur diyen gitsin devşirmelerin esas memleketlerinde Larkin'in memleketinde yaşasınlar, federasyon yönetmesinler. Bu ırkçılık falan değil burası 1 milyon nüfuslu avrupa ülkesi değil buradan her türlü oyun kurucu da pivotta çıkar... Bu 85 milyon ülkenin gençlerinin hakkını savunmaktır.

Hadi devşirme hatasını yaptın. Bu da yetmiyormuş gibi, daha önce denenmiş ve başarısız olan ve ülkede politik, kavgacı ve sivri çıkışları olan ve bu yüzden toplamda sevmeyeni çok olan ve tüm ülkeye hitap edemeyecek  bir koçu Ergin ATAMAN'ı sırf eurolig başarısı yüzünden koç yapıyorlar.

En baştan hata yapıldı! Aynı iktidar partisi gibi kutuplaştırıcı kibirli dili olan ATAMAN'ı Milli Takım'ın başına getirmek takıma zaten başarısızlığın garantisiydi. Bakın Ergin ATAMAN'ın dili o kadar zehirli ki, Buğrahan'a bile sirayet etti ve Buğrahan büyük hata yaptı Cedi'ye...

Bütün bunlar adeta bile bile yapılıp, aslında tamamen bir tür kumar oynanıp, top yekün ulusal bir kimya bir ruh ve birliktelik kazandırılmadan, bu masum ve vefalı gençlerimizi 2 aylık kampa sokup sonra yurt dışındaki turnuvalara gönderip avrupa ve dünyada üst düzey başarı kazanılacağı sanıyorlar.

Hayrola bu da yeni bir tek adam sultası mı sporda?

İşin en acı yanı, yukarda yazdığımı bütün bu gerçekleri kısmen veya tamamen bilenler, zaten artık basketbol spor medyamızda artık internete taşındığı ve orada da sponsor ve reklam gelirleri çok önemli olduğu için belkide,  "aman kimseyi huylandırmayalım, herkese hitap edelim kimse bize kızmasın Ergin Ataman'a laf etmeyelim Efes'li ve Galarasaray'lılar kızmasın yoksa izlemezler veya ama federasyondan bize kızar" diye ne Hidayet'i ne de Ergin ATAMAN'ı eleştiremiyorlar.

Bu demokrasi olan bir ülkede büyük bir utançtır spor medyamıza.

Beyler ve bayanlar korkmayın asıl böyle davrandığınız için kimse sizi izlemiyor. Bakın 10.000 -500000 arası abonesi olan kanallarınızda güncel sıcağı sıcağına Milli takım analizleriniz 100'de 10 bile izlenmiyor. 

Bir türlü "Ergin Ataman'la ve Hidayet Türkoğlu başarısız oldular ve sorumluluğu almalı ve ikiside istifa etmeli" diyemiyorsanız bu başlıkları videolarınıza atamıyorsanız sizi kimse izlemeyecek.

Kendi kendinize konuşacaksınız maalesef ve maalesef en fazla sponsorların verdiği çerezleri  yiyeceksiniz.

Socrates Dergi, Sports Digitale, NutSpor, Nesine.com, ve Bilyoner.com da progrma yapan basketbol yorumcularımız, Stop Medya Press evet sözümüz sizlere ve adını sayamadıklarımız olarak hepinize...


12 Eylül 2022 Pazartesi

Cedi Osman'a Bu Haksızlığı Hakaretleri Yapmamalısınız! Neden mi?


Cedi Osman'a yapılan çok cahilce bir linçtir. Lince bir haklı sebep de yoktur. Çünkü kasıtlı yapılan bir şey yoktur. Maç sonrası eşi Ebru Şahin de bir kadın/anne iç güdüsü ile eşini en zor zamanında ölçüsünü kaçırarak savunmuştur. Takılmamak gerek bunlara. Buğrahan da ATAMAN ın gazına gelmiştir ve yaptığı hatadır.

Gelelim esaslı diğer gerçeklere...

Açık ve net olalım. Bugün Cedi Osman'a sahip olmasak asla ne avrupa şampiyonluğu finali hayali kurabilecek halde oluruz ne de ABD'yi ile son topa kalacak bir takımımız olur. Bu potansiyel varsa bu takımda en az %40'ı Cedi Osman'ın varlığıdır.

Neden mi? Buyurun bilimsel kanıtları :

"Kaybettiğimiz gürcistan maçında cedinin sahada olduğu 44 dakika 30 saniyede +5ken cedinin oynamadığı 5 dakika 30 saniyede -10muşuz. Yine kaybettiğimiz ispanya maçında alperenden sonra en yüksek efficiency ratinge sahip oyuncumuz cediymiş. Bugün oynana fransa maçında 45 dakikanın 40 dakika 52 saniyesi oyunda kalmış ve cedi sahadayken fransayı 8 sayıyla yenmişiz. Onun sahada olmadığı 4 dakika 8 saniyede ise 9 sayı fark yemişiz. Evet foulleri kaçırması hem de 3 sene sonra yine kritik yerde kaçırması herkesi çok kızdırmış olabilir Ama 1den 4e kadar her pozisyonu savunabilen, sahada olduğunda bu kadar katkı sağlayan belki de 2. bir oyuncumuz yok. Cediye kızılır tepki gösterilebilir ama o sahada olmasaydı bugün ilk yarıdan maç biter 2. yarı rotasyon oyuncularını izlerdik." Kaynak : https://twitter.com/Kevin4Parker/





20-25 yıl Milli Takım basketbolu izleyen birinin göreceği şey, Cedi Osman Milli Takıma gelmiş geçmiş hem savunmada hemde hücumda en üst performans veren canını dişine takan ilk 3 mücadeleci oyuncudan biridir hatta 1.sidir.

Fransa Maçınıda Savunma ve Kritik Sayıları ile Hezimet Olmaktan Kurtaran Oydu!





Ergin Ataman 'ın berbat koçluğunu örtecek şekilde Cedi OSMAN'a haksızlık yapmaktan vazgeçin. İktidarı bırakıp muhalefeti eleştirmek gibi bir aptallık bu. Cedi turnuvanın başından beri savunma ve hücumda özverisi ile kritik üçlük ve turnikeleri ile takımımızı hep maçlarda tuttu!



Ergin Ataman ve Hidayet Türkoğlu ve Ekibi Sorumludur Başarısızlıktan

Gelelim esaslı asıl diğer konulara!

Magazini bırakıp Ergin Ataman 'ın koçluk hatalarını son top yönetimi başarızlıklarını ne zaman konuşacağız? En basitinden Fransa maçına alalım, içeri penetre ile maçı erkenden bitirecek tüm yeteneklerimiz olduğu halde rakibi 5 faulden dışarı çıkartacaken bu yönde bir telkin yoktu

Daha ilerisini; federasyonun hatalarını Hidayet Türkoğlu'nun ters tepen, yanlış ve gereksiz olduğu ortaya çıkan devşirme sevdasını ne zaman konuşacağız?Bırakalım magazini bu jenerasyon final oynayacak yeteneğe sahip. Boşa harcatmayalım bir başkan ve koçla bu spor potansiyelimizi.

Daha açık ifade edelim Larkin'siz bir milli takıma asla ama asla inanmıyordu Ergin Ataman. Bugün zaten benchteki ve basın toplantısındaki tüm hal ve hareketlerinden koyvermişliğinden bu çok belliydi. Ne gerek var dedi 6 saniye için set çizmeye. İstifa etmelidir derhal hemen.

Cedi'yi konuşmak boşa bu turu geçsek bile bu kenar yönetimi ile farklı mağlup olacaktık çeyrek finalde. Larkin'den başka oyuncumuza inanmayan bir koçumuz var. Uyanın bu saçma rüyadan. Cedi bizi muhtemel büyük bir farklı mağlubiyetten kurtardı belkide çeyrek finaldeki.

Özetle

"Bizden guard çıkmıyor/yetişmiyor" diye sürekli devşirmeler pesinde kosan, 85 milyonluk nüfuslu bir ülkenin gençlerine bu şekilde aleni şekilde hakaret eden NBA görmüş Federasyon Başkanı Hidayet'i ve ekibi Kerem Tunceri ve Ömer Onan'ı ve "büyük koç" olarak devşirme Larkin'den büyük performanslar ve şampiyonluk uman Ataman'ın Buğrahan tarafindan göstere göstere rezil edilmesi bu maçı kazanmaktan daha değerliydi.

Cedi Osman her şeye rağmen bizim Milli Takımımızın en önemli parçalarından biri ve onla gurur duyup onu desteklemeye seyretmeye devam edeceğiz. Bizi her anlamda dünyada cesurca ve güzel bir kişilikle temsil etti. Tıpkı atamızın sporcularla ilgili özlü sözündeki gibi bir sporcu o!

Biz taraftarlara gelince, takımlarında zar zor süre alan tüm oyuncularımızın avrupa/dünya basketbolunu en iyi takımlarını elleri ayaklarına dolanmadan yenmelerini hele bu devşirme sevici federasyon/koç eşliğinde bunu yapmalarını beklemek haksızlık olur. Hepsi cesurca savaştılar

4 Eylül 2022 Pazar

Muharrem İnce'den Neden Olmaz!

 


Cumhurbaşkanlığı seçimindeki hayal kırıklığı yaratan "adam kazandı" çıkışı ile epey eleştirildi ve kaybeden olarak bir süre kendisini siyasette göremedik ve daha sonrasında CHP'den ayrılıp kendi partisini kurdu. Uzun zamandır kendini açıklamaya ve o gün neler olduğunu anlatmaya çalışıyor.

En son, Babala TV - Açık Mikrofon yayınında kendisini tam olarak ifade etti ve bu anlamda kendisi hakkında kafalarda pek bir soru kalmadı o döneme dair, ama görünen o ki başka başka büyük sorunlar var kendisiyle ilgili -ki asıl bu noktada büyük hayal kırıklığı yaratacak gibi.

Anlaşılan Geçen Sürede Hala Kendini Geliştirememiş. 

20 yıla yakın vekil hayatı olan ve artık bir parti başkanı olarak, tüm sorunlara karşı çözümleri hazir şekilde her konuda takır takır detaylıca konuşması gerekirken, olaylara sadece makro, yani büyük boyutta yaklaşan ama detaylı cevapları olmayan bir siyasetçi olarak gözüktü..

Mesela bu program üzerinden gidelim, bir genç çıkıp "öğrencilere verilen bursla Kredi Yurtlar Kurumunun aylık yurt ücreti İLE arasında 50 tl fark var, kuru ekmekle bile 1 ay geçinmeye yetmiyor" diyor ve bu soruya çıkıp, ısrarla kaçılan istenmeyen tek adam mantığı ile adeta 'yıkacağım-yapacağım' söylemleri ile "TOKİ sadece yurt yapacak yurt işi bitene kadar başka hiç birşey yapmayacak" diyebiliyor.. Yani çok yurt yapacak, ama ne kadar olacağı fiyatı ve öğrencinin ne yiyeceği belli değil. 

20 yıllık Tecrübesi Olan Reformcu Olduğunu İddia Eden Bir Siyasetçi Bu Kadar Vasat Olamaz!

Halk olarak 20 yıla yakın asgari ücretin 10-20 katı maaş verdiğimiz, toplamda kendisine milyonlarca verip-harcayıp, en lüks içinde yaşatıp pastırma kaymak ile besleyip rakı balık içirdiğimiz; böyle dersine hiç çalışmayan 20 yıllık üst düzey siyaset hayatı olan bir siyasetçi olabilir mi?


Bazı çıkışları var ki; yani bu kadar mı, bu sorunun cevabı bu kadar basit mi dedirtiyor? Neden şunu diyecek aklı ve çalışması yok acaba? 'Evet, burada ciddi bir sorun var,  parti olarak farkındayız ve en son öğrencilerde zaten parklarda yatarak bu sorunu protesto da ettiler ve maalesef öğrencilerimiz tamamen ailelerine muhtaç bırakılıyor - ki zaten ailelerinin de durumu yok çoğusunun bu yüzden gelir gelmez yurt ücretlerini sembolik hale getirip her öğrenciye ya yurt vereceğiz, ayrıca onlara yeme içme ulaşım masraflarını karşılayacak kadar burs vereceğiz ayrıca kredi de vereceğiz isteyene' diyemiyor. Bunu Muharrem İNCE düşünüp söylemeyecekte MHP başkanı mı söyleyecek?

Ya da sokak köpekleri konusunda, köpekler çeteleşmiş şehir-ilce merkezlerinde bile çocuk yetişkin avlıyor parçalıyor, kaç tane genç ve çocuk öldü ve 20 yıllık iktidar bu konuda hiç bir şey yapmamış ne kısırlaştırma ne de başka bir barınak çözümü ve Muharrem İnce 85 milyonun hayatını terör gibi tehdit eden bir konuda "hayvan sahiplenelim çözülsün bu sorun" diyor.



Hay aklımıza sıçalım nasıl düşünemedik şimdiye kadar? Nasıl olacak o iş? Kurbanlık seçer gibi gidip çeteleşmiş vahşi köpeklerin arasından biri seçip koyun gibi sırtlayıp eve mi götüreceğiz.  Böyle bir aymazlık olamaz, 20 yıllık bir vekil bu kadar zırvalayamaz . Kaç çocuk ve genç ve yetişkin köpekler saldırısından dolayı öldü bundan haberi  var mı? Niye bu kadar kısa kesiyor acaba? Ve gayet umursamazca üstelik "daha fazla uzatmayacağım" diyor.  Neden? Yoksa "hayvansever modern cumhuriyetçi"lerin tepkilerini çekmemek ve oylarını kaybetmemek için mi? Muhtemelen öyle.

Kendisi MİT korumasındaymış zaten bu güvenlikle gezdiği için sokak köpekleri tehdidi altında değil.  (Dipnot : Soruyu insan hayatı hiç önemsizmiş gibi soran kişiye de yazıklar olsun ve umarız kendisi veya ailesinden biri bu çeteleşmiş vahşi köpeklerin tehdidi saldırısı altında kalır o zaman empati kurabilir. Elbette sürüleşmis ve vahşi saldırgan köpeklere veya başka canlılara karşı bir haritalama gibi çözüm haktır ve bu şu an köpek terörüne karşı önleyici bir haktır. )

Muharrem İnce ile ilgili bu örnekler o kadar fazla ki bu yazı da değinirsek çok uzar. Örneğin biri çıkıp ülkemizin Ukrayna Rusya politikasını soruyor ve iktidarın politikasını savunuyor ama sebepleri nelerdir? Bu yok!

Kendiyle ve CHP ve Makro Siyaset ile İlgili Şeylerde Son Derece Detaycı Uzman Ama Toplumsal ve Güncel Konularda Epey Sığ Düşünceli

Bu program özelinde kendi kişisel konuları dışında bütün sorulara karşı aynı yetersiz cevapları verdi. Halk olarak 20 yıla yakın vekil maaşı verdiğimiz, en ayrıcalıklı şekilde besleyip yedirip içirdiğimiz bir kişi hiçbir konuda maalesef detaylı şekilde aklından detay çözüm sunamıyor. 

Anlaşılan o ki, eğitiminden dolayı donanımlı olduğu nano teknoloji fizik ve nükleer enerji vs dışında odaklandığı ve detaylı olarak çözümlerle tek tek konuşacağı hazırlıklı olduğu bir konu yok. Ve işin daha acı ve kötüsü iyi bir hatip olduğunu söyleyerek hatipliği ile övünüyor ve iyi hatip olan 20 yıllık bir lideri yenmek istediğini söylüyor.

Kısaca Muharrem İnce 1990'lardan kalma lise öğretmenlerine benziyor. O dönem lise okuyanlar bilir. Her lise de mutlaka bir kaç tane böyle Muharrem İnce gibi kendince epey idealist görünen aslında epey arıza öğretmen vardır; öfkeli yüzüyle kendi tarzını ve bildiklerini dayatan...

Eksileri:

Siyasi nezaketten yoksun. 20 yıllık üst düzey siyaset tecrübesi bu kadar tahmin edilemez üsluplu olamaz!

Tüm üslubunda neredeyse çok sert eleştirdiği iktidar ve muhalefetinki kadar dayatmacı ve "yakarım yaparım" dili var. Yeni bir tek adam gibi görünüyor.

Öfke problemi var. Profesyonel yardıma ihtiyacı var.

Zor dizginlediği ve azlatmaya çalıştığı kibirli bir tarzı ve kişiliği var. Belli oluyor.

İletişim sorunları var. Profesyonel siyasi iletişim danışmanlığına ihtiyacı var.

Çözümleri hep geleceğe dair vizyonu ile ilgili. Güncel ve temel problemlere dair hazırlığı ve çalışması yok veya anlatacak kadar çalışmamış. Örnek yukarıda bahsettiğimiz yurt ve sokak hayvanları konusundaki ifadelerini hatırlayınız.

Artıları :

Son 20 yılda yaşanan haksızlıklar hukuksuzluklar siyaset oyunları konularında iyi bir gözlemci ve önemli sağlam gerçekleri deşifre edip anlatabiliyor. HSYK konusu gibi.

Dipnot : Bu yazı CHP ile organik bağı olmayan ve Kılıçdaroğlu yönetimini de hiç sevmeyen biri tarafından bağımsız olarak kaleme alınmıştır.


21 Ağustos 2022 Pazar

 Kılıçdaroğlu Neden Aday Olmak İstiyor?





"6'lı masa" diğer adıyla Millet İttifakı'nın giderek dışardan ortak bir aday çıkaramayacağının anlaşılması ile, adaylık için adı en çok geçen Kılıçdaroğlu'nun ortak aday yapılacağını gösteren güçlü bir siyasi hava oluştu.

Çünkü Erdoğan ve Cumhur ittifakına karşı her ne kadar birbirine epey mecbur gözüken 6'lı bir ittifak izlenimi olsa da, aslında farklı açılardan, her parti ve lider için çok farklı siyasi gerçekler var..

Örneğin,  konuya sadece KILIÇDAROĞLU özelinde bakarsak, çok tuhaf bazı gerçekler var görmemiz gereken.

Mesela şöyle düşünelim, eğer KILIÇDAROĞLU 6'lı masadan "ortak aday" yapılmazsa ve bu ittifakın en büyük partisinin lideri olarak onun yerine bir başkası, mesela İMAMOĞLU veya YAVAŞ aday olursa ve kazanırsa, o zaman ERDOĞAN'la beraber KILIÇDAROĞLU'nun da siyasetin zirvesinden tasfiye olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.

KILIÇDAROĞLU ERDOĞAN'la beraber siyasetin zirvesinden düşmek istemiyor!

Bu anlamda KILIÇDAROĞLU'nun Türkiye siyasetinde 10-12 yıldır birlikte zirveyi paylaştığı ERDOĞAN'la beraber, onu yenip onun makamına geçmeden, siyasetin zirvesinden onunla birlikte tasfiye olmak istemediğini çok rahatça düşünebiliriz.

Eğer KILIÇDAROĞLU ERDOĞAN'ı "6'lı masa" veya tüm muhalefet olarak değil, sadece kendisi olarak yenmek için siyaset yapıyorsa, o zaman kendisinin aday olması gerekir ki muhtemelen o da böyle düşünüyor.

Siyasi mantık gereği de, bir kişinin rakibi olan birini yenmesi sonucunda, yenenin yenilenin yerine geçmesi gerekir. 

Bizler KILIÇDAROĞLU'nun ERDOĞAN'ı 6'lı bir muhalefet ittifakı ile yenmekten çok, lideri olduğu partiden tek başına olarak yenmek istediğini de bu şekilde tahmin edebiliriz. Çünkü Kılıçdaroğlu'nun sanıldığında çok daha ihtiraslı bir lider olduğunu onun Muharrem İnce'yi CHP'den ayrılmak zorunda bıraktığı süreçte net şekilde gördük. 

KILIÇDAROĞLU'nun dışardan bir aday istememesinin bir çok kişisel sebebi var elbette. Dışardan biri aday yapılırsa KILIÇDAOĞLU yaşının, yıllardır verdiği mücadelesinin ve tecrübesinin karşılığını alamamış olacağını düşünüyor ve bu anlamda İMAMOĞLU veya YAVAŞ'ın gölgesinde kalmaktan korkuyor; çünkü daha önce bu tür kişisel kaygıyı Muharrem İNCE ile yaşadı ve partide hiç kimsenin bundan sonra kendi önüne geçmesine izin vermek istemiyor.

Bu sebeplerle KILIÇDAROĞLU'nun da kişisel ihtirasını da hesaba katarsak kendisinin adaylığı kaçınılmaz bir sonuç.

Ama demokrasi açısından bakarsak, KILIÇDAROĞLU elbette gerekirse ERDOĞAN'la beraber siyasetin zirvesinden düşebilmeli ve bunu hiç sorun yapmamalı. 



Diğer Projemiz