11 Mart 2022 Cuma

Gazetecilik "Öküzlük" Yapma Yeri Değildir!

Gazetecilerin Öküzlük Yapmaya Hakkı Yok


Ülkemizde siyaset her ortadoğu ve afrika ülkesi gibi çok sert bir iklime sahip; çünkü bu bölgeler çok fazlasıyla hala emperyal güçlerin saldırısı altında.

Bu sebeple bu bölgede siyaset daha radikal, uzlaşmaz dilleri, yöntemleri ve ideolojileri ortaya çıkarıyor.

Durum böyle olunca herkesin öfke sorunu da ortaya çıkıyor. Çünkü insanlar diğer ideolojilerden insanlara ve hatta siyasetçilere hatta ülke başkanlarına karşı eleştirilerinde ahlak ve edep sınırlarını aşabiliyorlar.

Ülkemizde de bu durum fazlasıyla var.

Olgun bir birey yani vatandaş siyasette her zaman makul ve edep sınırları içinde olmalıdır ama bunu her zaman başaramazlar ve bu kabul edilebilir bir şeydir. Çünkü sıradan insanlar kamuya mal olmuş kişiler değildirler.

Ama gazetecilerin ve aydınların eleştirilerinde özellikle gazetecilerin eleştirilerinin ahlak sınırı içinde bir üslupta olması gerekir. Çünkü eylemleri kamuyu şiddete varacak düzeyde tetikleyebilir.

Gazeteci, temelde gazetecinin de her vatandaş ve siyasetçi gibi kendi ideolojik doğruları olsa da asıl amacı kamuya dair haksızlıkları en doğru dille kamuya ifade etmeye çalışan kişidir ve bu anlamda gazetecinin kendi safına değil, tüm kamuya edepli bir üslubu olma zorunluluğu vardır.

Eğer gazeteci de bunu çok rahat aşarsa çizgi çok fazlasıyla geçilmiş ve o toplum fiziksel kavga yani iç savaş sınırına erişilmiştir demektir.

Bu yüzden muhalif veya yandaş gazetecilerin böyle bir toplumda edep sınırlarını aşarak bir tür öküzlük yapmaya(kabalaşmaya ve terbiyesizleşme) hakkı yoktur.


10 Mart 2022 Perşembe

Hekimsen Hekimliğini Bil Ekonomik İmtiyaz İsteme! Asgari Ücretli Rahat Geçinemiyorsa Sende Geçineme!




Yukardaki tweetten gördüğünüz gibi kendi alanından olan sağlıkçılara bile çöp diyebiliyorlar. Malum Türkiye'de elitizmin yani kendi beğenmişliğin ve seçkin ayrıcalıklı/imtiyazlı olma hastalığının en çok yaşandığı mesleklerden biridir doktorluk. Bir diğeri de malum subaylık idi düne kadar ve her10 yılda bir darbe yapacak kadar haddi aşmılardır ülkemizde.. 

Bu iki meslekte maalesef nedense kendini çok özel değerli ve ayrıcalıklı sanan büyük bir kesim var.

Yıllardır, ülkemizde bir kısım doktorların sanki ilkokuldan üniversite sınavına girerken sonra tıp seçip okurken, sanki devlet onlara en iyi maaş şartları tahahhüt etmişte, sonra sanki bu devlet tarafından yerine getirilmiyormuş gibi ve sanki onların da %100 'ünün çok iyi birer doktor gibi davranmaları ve kendilerini kutsallaştırmaları söz konusu.



Başlamaz merak etmeyin ve dolaylı olarak tehdit de etmeyin, Türkiye de özel sağlık çok güçlü ve her zaman hakkını vererek isini yapan doktorlarla gerekirse devletin daha cok hatta %100 katkı payı ile cok daha nitelikli hizmet verirler güler yüzlü doktorlarla... 



Motivasyon şahsi işler ve kişisel şeyler icindir,  para karşılığı gorevinizle bir kurumda çalışırken mecbursunuz aynı ciddiyetle ve doğru şekilde işinizi yapmaya.


Yuh be ne içiyorsunuz be, "beni devlet okutmadı ben okudum" diyen doktorlar var... Bu türde düşünen doktorlara da emanetiz. Tehlikeyi görebiliyor musunuz? "Muhalif olayım" ya da "hakkımı arayayım" derken şuurlarını bilinçlerini kaybetmiş ifadelerde bulunmakta bile beis görmüyor bazıları

Bu cümleyi duyunca şunu anlıyor olmalıyız ki, "kendileri okutmuş kendilerini" yani hepsinin babasın birer tıp fakültesi varmış o fakültede babalarının hayrına ders veren hocaları varmış öyle okutmuşlar kendilerini... Şaka gibi böyle saçmalık olabilir mi?...

Hekimsen hekimliğini bil! Ülkede maden işçisinden bir kanalizasyon temizleyenden pazarda limon satandan tuvalet işletenden de üstün bir yanın olmadığını bil çalışan olarak. Kendini vazgeçilmez sanma!

Bu tür #Doktorlar hiç bir zaman şaşırtmıyorlar. Bazıları epey paragözler ve zora gelemeyenleri hemen kaçma derdine düşüyorlar hemen ya da standardın çok üstü para. İstiyorlar ki kendi seçimleri olan 6-8 yıl okudukları ve yeri geldiğinde havasını attıkları ve meslekleri yüzünden özel ilgi gördükleri sosyal statü yanında toplumda bir de ekonomik olarak el üstünde tutulsunlar ve böylece kibirlerine kibir katılsın hiç sıkıntı çekmesinler

Yurtdışına giden #Doktorlar a "Nereye giderlerse gitsinler" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan haklıdır çünkü;

Türkiye'de doktorların özellikle gitmeyi tercih edenlerin büyük bir kısmı demokrasiye de inanmazlar; jakoben, militarist ve elitisttirler epey paragözdürler ve insan ve yaşam odaklı bir ideolojileri yoktur ve kendilerini bu anlamda toplumdan ayrı ve üstün görenleri de çoktur.


Şu halde doktorluk değil, sadece hangi meslekten olursa olsun yaşamını başka ülkede sürdürmek için ülkeden göç edip sitem edene ve laf koyana tek bir söz söylenebilir:"güle güle gidin" Giden eğer biz olsak bile böyle denmesine razı olabilmeliyiz arkamızdan. Kimseye zorla vatanseverlik ve aidiyet öğretilmez.


"Siz kibrinizi neden bırakıp CHP'de görevinizde kalmadınız" diye sormazlar mı adama? Neydi sizi finalde seçimde "adam kazandı"sözün dışında özel kılan? Ki oy da halkın bir teveccühü idi. Öyle olduğunu twitter takipçi sayınıza güvenerek parti kurmanın sonucu olarak takipçi sayınız 50'de 1'i kadar oy alarak göreceksiniz 

Yani özetle Türkiye'de özellikle iki meslekte yıllardır militarist bir düzenden dolayı doktorlar ve subaylar kendilerini toplumdan ve halktan üstün görerek büyük bir seçkincilik faşizmi içinde kendilerini yaşatmaktalar .

Olmuyor işte kibirin birazı olmaz kibir hiçbir zaman birazla yetinmez, zaten insan doğası gereği kibirlidir ve törpülenmesi gerekir. Ama meslek bazda da kibir takınırsanız bunun sonu yok ve narsisizme gider ve gitmiştir, subaylıkta da geçmişte böyleydi Türkiye'de askere giden bilir.
Önclelikle "elitizm" nedir neden kötüdür anlattım Türkiye de mesleki anlamda yeri nedir ifade ettim. İsterseniz yazmayın ben iki tweetle meramı anlatır geçerim, polemik yapmam okuyan eğer kavrayışı ve bilgisi varsa alır.

"Elitist" ile "elit" arasında fark vardır. Öncelikle bilgilenin biraz. "Elitist"in anlamı politik ifade olarak nitelikli olanı benimseyen değil "seçkincilik"tir . Seçkincilik ise faşizm içerir yani "ayrımcılık" Ayrımcılık ise kötü bir şeydir dünyanın her yerinde her konuda... 

Sevgili Tarkan özel hastaneden vip muameleden aşağısını görmediği için muhtemelen doktorluk ve kamu sağlığı başka bir şey düşünemiyor olabilirsin normaldir.

Ama, eğer baş tacı olacak bir meslek arıyorsak bu inanın doktorluk değildir, olsa olsa askerliktir ve onun yanında polisliktir; çünkü biri canımızı vatanımız ve şerefimizi diğer ise güvenliğimizi ve adaleti korur. 

Bir meslek grubuna mesleğinin karşılığında parasını vererek tapınmak ve o meslek grubuna ayrıca ekonomik sosyal statüler vermeyi istemek! Sebep?

Bu türden bir yalakalığa ısrarla hak etmedikleri halde bir meslek grubuna ayrıca sosyal ve ekonomik bir statü vermeye çalışmaya ne gerek var? 

Atatürk'ün malum sözünü de çarpıtmayın, "Beni tamamen doktorlara emanet ediniz ve doktorları baş tacı ediniz" demiyor, tercihen halkına olan güvenin ve milliliğin bir gereği olarak "Beni Türk doktorlarına emanet ediniz" diyor.

Eğer öyle değilse neden halkımızın çoğusu : "Allah doktorların eline düşürmesin" diye bir kanaate sahip?

 #HekimlerNedenEylemde

#HekimlerGitmiyorHakkınıİstiyor #HekimlerHakkınıİstiyor


2 Mart 2022 Çarşamba

Putin Neden Haksız, Neden Kaybetmeli ve Yargılanmalı?
4


Pandemiden sonra nükleer savaş tehdidi düzeyinde bir 3. dünya savaşını kimse beklemiyordu.

Ama oldu ve pandemide epey sıkılan ve muhtemelen covid yüzünden günde her gün 1000 kişi ölen Putin Rusya'sı belkide bu kötü yönetimin baskısını ortadan kaldırmak için Ukrayna'ya saldırdı. 



Putin'in öfkesi belki de, 20 yılda yarattığı otoriter yönetimle Rusya ekonominisin dünyada bir anlamı ve değeri olamamasından ve bir saygınlık itibar kazanamamasından dolayıdır. Putin Rusya'sı kapitalist rejimiyle de dünyaya ne bir marka çıkarıp ne araba üretip satabildi, ne elektronik ne de tekstil ne de başka bir şey; sadece votka, gaz ve silah sattı.

Putin'in 3 ay önceki rutin yıllık basın toplantısında aşağıdaki videodan da göreceğiniz üzre NATO ve ABD'yi çok sert bir şekilde suçlayıp "burnumuzun dibine füze yığdılar, 12'ye bölündük hala onlara yetmedi ve artık top onlarda " diye açık açık ne yapacağının sinyal vermiş.


Tabii bu saldırıyı aynen video da dediği gibi Rusya'nın güvenlik kaygıları ile gerekçelendirdi ve şu an bu harekatın Ukrayna'yı silahsızlandırmak amacıyla yapıldığını  söylüyor

Peki Putin neden haksız bu konuda ve bu açtığı savaşta dünyanın selameti için neden Putin kaybedip Rusya'da devrilmeli ve neden hatta dünyayı nükleer savaşla tehdit ettiği için yargılanmalıdır?

Bunu ifade ederken elbette NATO ve ABD'yi savunmuyoruz ve NATO ve ABD'nin de malum defteri malum kabarık bu ayrı bir konu  ve zaten Suriye'de Rusya ile ABD zaten görünmez üstü kapalı bir savaş yapıyordu ve Rusya Suriye'ye hamilik yaparak önemli bir güç elde etti ve gerilim en zirvedeydi bu anlamda.

Ukrayna özelinden bakınca, aslında Putin'in mevcut argümanlarının da aynı Bush'un ki gibi birer paranoya ve saçmalık olduğu ve Putin'in giderek yaşlandığı ve ölmeden önceki şu dönemde Rusya'nın mevcut gücünden ve dünyadaki konumundan memnun olmadığı ve bunu değiştirmek istediği çok açık.

Video'dan gördüğümüz üzere "Biz Meksika sınırına veya Kanada'ya füze yığsak ABD ne yapardı bunu istemek çok mu?" diyecek kadar Rusya'yı ABD klasmanında bir ekonomik ve siyasi güç olarak gördüğünü ve ülkesini buradan hareketle Rusya'nın güvenliğini NATO tehdit ediyor diyerek girişeceği bu savaşta Rusya'yı haklı çıkarmaya çalışıyor.



Bu Rusya'nın içine düştüğü çok saçma ve ezik bir durum bir yandan çünkü dış politika olarak son derece sert ve güçlü bir dış politikası ve askeri gücü olan bir devlet için ve ülkesini koruma adına Ukrayna'ya yaptığı bu saldırıda sunduğu bu gerekçeler epey çocukça ve çok yanlış.. 

Rusya'nın Güvenliğini Koruma Yalanı ve Paranoyası!

Büyük bir nükleer güç olan, soğuk savaşın 2 ülkesinden biri olan Rusya neyden endişeli  olabilir ki güvenliği hakkında bu dünyada? Asıl kaygılanması gereken elbette Rusya'ya sınır olan ülkeler ve bunların kendilerine müttefik araması kadar doğal ne olabilir?

Eğer tamamen Putin'in kaygıları açısından bakarsak, o zaman güçlü bir ülke kendinden zayıf komşusu olan bir ülkeye, sırf bu zayıf komşu ülkenin güçlü müttefikleri var diye ona ordu sahibi olma hakkı bile tanımamalı. Böyle bir saçmalık olabilir mi?


Kardeşini kazanamayan ona savaş açar kardeşini kıskanan ona savaş açar.

Ayrıca Rusya ile Ukrayna kardeş bir millet ve Putin eğer kendisi bu kardeş sayılacak ve içinde milyonlarca Rus'un yaşadığı bu ülkeyi ikna edip kendi yanında tutamamışsa ve bu ülke AB ve ABD ile müttefik olup kendisini Putin diktasında yönetilen Rusya'dan koruma korkusu ve gereği duyuyorsa, o zaman Putin bu şekilde sızlanmamalıdır. 

Çünkü doğal olarak yarı dikta ile yönetilen bir Rusya'ya komşu olan Ukrayna'ya yığılan füzeler ABD Rusya'ya saldırsın diye değil Ukrayna'nın kendisini Rusya'dan koruma amaçlı olacaktır. Bunu bu durumda olan her ülke yapacaktır.

Ve evet, ABD çıkıp: "Beni burnunun dibine füze yığmakla suçluyorsun, o zaman yapabiliyorsan Meksika'ya neden ikna edip sende oraya füze yığmayı denemiyorsun"da diyebilir.

ABD'nin bu suçlamalar da kendini aklayacağı o kadar açık ki...

"Ben dünyanın her bölgesinden müttefikler edinip onlarla işbirliği yaparım eğer sen bu ülkelerden birine komşu isen ve bu ülke senden korktuğu için benle askeri müttefiklik yapıyorsa bu senin sorunundur " da diyebilir ABD haklı olarak ve bunda uluslararası hukuk aykırı hiçbir şey yok.

Sonuç olarak, Putin'in ortadoğuda Kuveyti işgal eden Irak diktatörü Saddam'dan uluslararası hukuk açısından hiçbir farkı yoktur ve Rusya'nın büyük bir imparatorluk geçmişinden gelmesi sahte bir demokrasiye sahip olması bu gerçeği değiştirmez.

Kaldı ki, ABD ve NATO hiçbir şey yapmasa bile, kendi ülkesi Rusya'yı dikta ile yöneten; ülkesinin demokrasi ve muhalefetini 20 yıldır yok ederek hatta ana muhalefet liderini zehirleyen Putin'in dünya barışı için çalışacağını düşünmek aptalca bir romantizm ve hümanizm olurdu..

Sorun, temelde Rusya'da demokrasinin olmayışı ve bu demokrasinin olmaması sonucunda otoriter/yarı diktatör Putin'in dünya üzerinde büyük günahları olan ve amacı için yapmayacağı şey olmayan NATO ile Rusya'yı yenileceği bir yarışa sokmasıdır.

Eğer Rusya demokrasi ile yönetilseydi Putin olmazdı ve NATO'nun egemen olduğu bu coğrafya da Rusya kendisini NATO ile kavgaya sokmak yerine kendisini daha çok dünyaya entegre etme ve halkına daha çok refah sunma yarışı içinde olacaktı.


Süreç en nihayetinde 5 yılda sürse savaş buraya gidecek ve Putin diktasi Rusya'da yıkılarak Rusya dünyaya yeniden demokratik bir ülke olarak entegre olacaktır veya çok uzun süre Kuzey Kore gibi bir ülke olarak kalacaktır..

Ama sorun şu ki, bunun daha erken olması için Biden ve AB liderleri büyük bir hata yapıyorlar; eğer olayı Putin'in Rusya'da demokrasiyi yok ettiği ve saldırganlığının da bu otoriter yönetim biçiminin sonucu olduğu üzerine kurarlarsa, kısa sürede Rus halkını bu yaptırımlar içinde kazanıp daha hızlı şekilde Putin'in devrilmesini sağlayabilirler!

Şu halde olayı Putin de değil, "Rusya 3. dünya savaşına sebep oluyor bu iş nükleer savaş gider ve Rusya bunun bedeli öder" şeklinde anlatmaları, zaten yaptırımlara epey kızan Rus halkını daha da kışkırtıp Putin'i ölümüne desteklemeye sevk edecektir.

Bu yüzden Putin' muhalefet işi bunak Biden'a bırakılmamalı ve Almanya ve Fransa kontrolü ele almalıdır.

Özetle, Putin kaybetmeli ve dünyayı nükleer savaşla tehdit ettiği için yargılanmalıdır. Çünkü bu böyle giderse Rusya asla durmayacak ve ABD'nin ve NATO'nun işlediği suçlardan daha büyük bir sonuca doğru gidecek gözüküyor. Aşağıdaki videoda göreceğiniz üzere Putin'in nasıl bir paranoya ile kendini dünya gerçeklerinden ve insani duygulardan koparttığı çok net.


Diğer bir açıdan bakarsak, 30 yıllık süreçte Ruslar kapitalizmi de beceremediği ortaya çıkıyor tıpkı sosyalizm gibi.  Bir anlamda 30 yıllık dünyaya entegre yönetimlerini de yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları ve gerçek anlamda dünyaya entegre olamadıkları ve Rus'ların NATO dan bağımsız olarak bile bir uyum sorunu ve aşşağılık kompleksi içinde oldukları ortaya çıkıyor.

Bu gidişle olmayı hak ettikleri tek seçenek ve yer kaldı o da Kuzey Kore'nin yanı, yani komünizm... 

Ve dünyanın Putin'i aynı kafadan olan halkına demokrasiyi çok gören Kim Jong'un yanına göndermesi gerekecek.



23 Eylül 2021 Perşembe

Türkiye'de Enflasyonun Yarısı Keyfi Zamlardır.

Türkiye 70-80'lerden bu yana ağırlıkla siyaset terminolojisinde "merkez sağ"denen ama ideolojik olarak liberal - muhafazakar -milliyetçi olan "sağ" da gözüken tek başına iktidar ve koalisyonlar ile yönetiliyor ve yüksek vergi de yüksek enflasyon da bu iktidarların kendilerinin yarattıkları ve çözemedikleri, sonuçta çözmedikleri için kendi kendilerini de iktidarlarından eden temel iki ekonomik sorun olarak çıkıyor karşımızda hep.

Yüksek vergi elbette vergininin tabana yayılmamasının bir sonunucu olarak çıkıyor karşımıza, yani devlet herkesten adil ve düşük vergi alacak düzeni oluşturup denetleme yapamadığı için, bir seferde bazı kalemlerden fahiş vergiler alarak işin kolayına kaçıyor. Araba ÖTV'sinde olduğu gibi... Bu ayrı bir yazının konusu.

Yüksek enflasyon ise, bu düzensiz ve ilkesiz adil olmayan ekonomik düzenin, daha doğrusu düzgün yönetilmeyen bir ekonomi yönetiminin sonucu aslında.

Ülkemiz son 5 yıldır tekrar yüksek enflasyon sarmalına girdi ve iktidar çözmediği ve köklü çözümlerde üretmeyip inkar etme yöntemini seçtiği için işler daha kötüye gidiyor.

3 yıl önce 50 tl ye yapılan market alışverişi şimdi 130-140 liraya yapılıyor.

Perakendecilere ve üreticilere sorulduğunda ise genelde maliyetlerden basediliyor. Bu elbette önemli bir etken ama aynı zamanda bu birer fahiş ekstra zam bahanesi olarkatan kullanılıyor.

Yani "battı balık yan gider" hesabı eğer maliyette bir artış varsa bile bunu perakendeci ve üretici ölçülü olarak yanstımıyor fiyatlara ve bunu bir fırsatçılık olarak kullanıyor ve fahiş keyfi zam yapıyor.

Bunun en bariz örneğini yumurta fiyatlarında görüyoruz. Aşağıdaki haberde izlediğiniz de göreceğiniz gibi enflasyon %50 den fazla keyfi olarak üreticiler ve perakandeciler tarafından yapılıyor maliyetten bağımsız olarak.


Röpotajı izlediğinizde göreceğiniz üzere üretici zam için somut bir gerekçe asla söylemiyor, bir borsacı ve demir çelik üreticisi gibi konuşuyor ve asla yem bu kadar arttı ve bunun sonucunda bu oldu demiyor.

Tüm ifadelerine bakarsanız, tamamen üretici olarak kendilerini bu haksız kazanç düzeninde konumlandırmak ve "biz de çok kazanalım diğer sektörler gibi bizim başımız kel mi?" minvalinde anlatıyor...

Yok efendim global ürünmüş hammaddeymiş ambalaj fiyatı artmışta.. 

Neyin hammaddesinden bahsediyorsunuz; hammadde gıda dışı kompleks sanayi üretiminin bir terimidir ve teknik ve teknolojik bir terimdir. 

Yumurta üretimi ne zamandan beri petrol veya metal hammaddesi veya elektronik ürün gibi anlatılır oldu. Çiftçi evinin bahseçsinde kümestede üretiyor yumurtayı.. Neyin havası bu? Yumurta bu yumurta, hani tavuğun götünden çıkan dünyanın en ucuz ve bol gıdası. Bunu altın madeni gibi anlatmanın alemi ne? Kimi kandırıyorsunuz...

Tavukları mısırla mı besliyorsunuz arpa ile mi neyle?. Mısır pazarda 10 tanesi 10 lira hala geçen senede aynıydı.

Neyin hammaddesi bu? Bilmediğimiz...

Ayrıca üretici yumurtayı kırmızı etle kıyaslıyor, 1 yaşına bile glemeyen tavuğa yem verip her gün yumurtlatmayla 1 sığırı yıllarca besleyip 100 kilo gram et alabilme ile nasıl kıyaslıyorsunuz. Şaka gibi.. Yok protein değeriymiş etle eşitmiş falan.

Neyin aşşağılık kompleksi bu. Yumurtanın tekinin 1 birim fiyat olması gerektiğine nasıl ikan etmişse artık kendiniz. Açık açık 'yıllarca size sözde yumurtayı ucuz yedirdik, yok artık öyle yağma' demeye  getiriyor.

Ayrıca yumurta global ürün ise, pandemide ABD'de neden artmıyor? Buyurun aşağıda ABD de ve Türkiye'de yaşan Okan Serbest tarafında çekilden bir video ABD'de 15 yumurta 3-4 birim fiyata satılıyormuş.


Buyurun buna ek olarak perakendecilerin yaptıkları ile gerçekleri anlatan bir video


 

Sonuç olarak, Türkiye'de enflasyonun yarısından fazlası kriz fırsatçılığından dolayıdır ve bu anlamda evet iktidardan daha fazla yanlışı olan tüccarar ve üreticilerdir.

Bunu kabul etmemiz ve ona göre davranmamız gerekiyor.

Eğer yumurta üreticisi kriz fırsatçılığı yapıyorsa yumurta tüketimimiz yarıdan fazla azaltmalıyız.

Böyle sektörü tüketiciler olarak bizler yönetebiliriz fırsatçılar değil.

14 Eylül 2021 Salı

20 Yıl Önce Yurt Fiyatları ve Öğrenci Ev Fiyatları Nasıldı?


Malum ülkemizde vatandaşlarımız için büyükşehirlerde özellikle yurt sorunu ve öğrenci evi fiyatları sorunu  var.

Şöyle bir kıyaslama yaparsak 20 yıl önceye ek olarak gayet faydalı olur.

2001 yılında Kredi Yurtlar Kurumu'unda aylık 12  TL idi bir oda da 4-6 kişi kalmak için ve asgari ücret 122 tl idi o yıl ve yurtta kalmak istemeyip bir daireye çıktığınızda 4 kişi arkadaş olarak 150-200 tl idi ve öğrenci başına bir daire kirası ve elektirik, su, doğalgaz vs ile öğrenci 70 tl kadar ödüyordunuz. (Kıstas alınan şehir Edirne)

Şu an ise, Kredi Yurtlar Kurumu'nın bir öğrenci için 4 kişilik odalarda aylık kalma kirası 300 TL civarında.

Asgari ücretin 10 'da 1'i gene yaklaşık. Pek değişen bir şey yok 20 yılda. Muhtemelen Kredi Yurtlar Kurumu odalarındaki konfor ve yurt içindeki sosyal tesislerindeki çeşitlilik ve kalite dışında ki buda teknoloji ve yaşadığımız zamanın imkanları ile ilgilidir.

Öğrenci Ev Fiyatları

20 yıl sonrasında bugün öğrenci daire kiraları ise, 2000-2500 tl civarında şu an. Yani bir ev kirası gene 20 yıl önceki  gibi asgari ücret civarında. (İstanbul verileri)

Z kuşağı için iktidarın 20 yılda yaptıklarını değerlendirme açısından bu veriler iyi birer referans olabilir.

4 öğrenci bir daire kiralasa 2500 lira kiraya ek olarak elektrik, su, doğalgaz + 1000 tl ile toplamda 3500 tl olur ve 900 tl civarında tek öğrenci için. Yemek vs minumum giderlerle bir öğrenci şehir dışında 900+600 1500 TL ye okuyabiliyor.

Özel Yurtlar ise şu anda aylık ortalama 1300-2000 tl civarında yemek hariç olarak su elektirik internet ve hatta kahvaltı(bazılarından) her şey dahil bir öğrenci kalabiliyor. 

Böylece bir öğrencinin özel yurtta kalma maliyeti ile toplam harcayacağı turtar 2000-3000 tl en az. Yani özetle yaklaşık bir asgari ücret tutarında bir ücret ödeyerek çocuğunuzu özel bir yurtta  veya evde konaklatarak şehir dışında okutabilirsiniz.

Eğer sadece KYK Yurtlarında kalmasını sağlarsanız bu tutar 300 tl yurt kirası + 700-1000 tl yemek, yol, iletişim vb giderlerle 1000-1300 tl ye okutabilirsiniz.

Buna ek bilgi olarak 2001 yılında Başbakanlık Bursu 25 TL idi.

13 Eylül 2021 Pazartesi

4 Eylül 2021 Cumartesi

Türkiye'de Siyaset ve Halk Yolsuzluğunun Sebebi Fahiş Araba Fiyatları mı?


Malum son yıllarda ekonominin kötülüğü ülkemizde iki-üç şey üzerinden anlatılıyor, döviz fiyatları, inşaat odaklı ekonomi ve fahiş araba fiyatları.

Fahiş araba fiyatları ülkemizde yeni bir şey değil elbette 80-90'lardan bu yana ülkemizde ortalama sıfır araçlar ortalama bir şehirdeki ortalama bir ev fiyatına satılıyordu ve son ekonomik krizle tekrar bu seviyeye çıktı.

Ama biz internetle beraber son 10 yılda gördük ki, araba fiyatları özellikle ikinci el araba fiyatları yurt dışında bizim sıfır buzdolabı fiyatına yani 3000-5000 birim fiyatlara satılıyor.

Biz bu fiyatları asla hayal edemez hale nasıl getirildik bu ayrı bir konu elbette. Bildiğimiz temel gerçek 100 birim fiyatlık bir araca 150-200 hatta daha fazla birim fiyat vergi ödediğimiz.

Benzin fiyatları da çabası.. Dünya diğer ülkelerin 1 galon fiyatına yani 3.5-4 litre fiyatına   biz 1 litre benzin alıyoruz. 

Peki bu fahiş araba ve benzin fiyatlarının sosyal sonuçları nelerdir? Bunu hiç düşündünüz mü?

Yani son 50 yıldır araba üretimin tavan yaptığı bir dünyada bir ev fiyatına araba alan bir millet olarak bizler bu uğurda neleri feda ediyoruz.

Biraz derin düşününce bu karşılanması zor ama temel gereksinim olan şeyi elde etme yolunda milletimizin aslında ahlaken bir şeye zorlandığını görüyoruz.

Evet, o yol yolsuzluk ve sahtekarlık yolu.

Düşünün ki, ülkemizde en az %50'ye yakın insan asla toplu ulaşım kullanmak zorunda olmadığını ve mutlaka özel araca sahip olması gerektiğini düşünüyor.

Bu durumda bunu karşılamak için ise, yapmak gereken şey, ortalamanın çok üstünde bir gelir elde etmek. Çünkü ülkemizde hem araba fiyatları hemde yakıt fiyatları dünyaya göre ortalama 5-10 kat daha pahalı..

Yani asgari ücretle çalışırken sıfır bir araba sahibi olmak ve yeterli seviyede yakıt alıp rahat rahat kullanmak zor olduğuna göre, gerek özel sektörde nitelikli bir işçi, gerek memur, gerekse bürokraside gerekse siyasette ve gerekse işletme sahipliğinde bulunan insanların araba almak ve benzin koyup istediği gibi kullanmak için ortalamanın yani asgari ücretin en az 5-10 katı gelir elde etmesi gerektiği ortaya çıkıyor.

Çünkü araba sahibi olan kişi aynı zamanda harcama şekli bakımından da, başta benzin gideri olmak üzere diğer harcamaları ile sınıfsal olarak asgari ücretliden sınıfsal olarak tamamen olarak ayrılmak istiyor ve başka bir statüye geçmek istiyor.

Hal böyle olunca, sınıfsal piramidin en üstündeki zenginler ve ortasında orta halli sınıflar arasındaki rekabetin ana unsuru araba sahibi olmak ve sahip olunan arabanın kalitesi oluyor. Kullandığı aracın kalitesi ile bu sınıflarda yer edinmek isteyenler tüm iş hayatını buna göre kuruyorlar ve bunun için gerekli olan ahlaksız yolları da yapmayı başlıyorlar.

Çünkü üst sınıfta yer almak o seviyede bir araba almak bir ev sahibi olmakla eş değerde gerekli ve hatta öncelikli oluyor. 

Eşlerinde başka çiftlerle olan ilişkilerinde birbirlerine bakışlarında kullandıkları araç en önemli konulardan biri oluyor.

Bu sebeple ekonomik sınıfsal piramidin en üstünde, altında, ortasında bulunanların lüks bir daire fiyatına arabaya sahip olup kendi statülerini belirginlenştirmek istiyorlar.

Bu yolda vasat bir adam ayda asgari ücretin üzerinde benzin parası ödemesi için, bulunduğu iş hayatında agresif bir rekabette bulunması ve çok kazanması gerekiyor.

Çünkü, kıyaslamaya olarak örneğin bir Alman'ın son model bir Wolkswagen, Mercedes veya BMW ye 50.000 birim fiyat verirken bir Türk o araca 500 bin birim(TL) vermek zorunda.

Bunun normal şartlarda bir çalışma ile karşılanması zor zor olduğu için kişinin standart bir iş hayatı ve standart sayılan bir iş ahlakının dışına çıkması gerekebilir memur olsa bile.

Bu noktada yolsuzluk yani iş hayatında sahtekarlık yapması gerekiyor olabilir.

Kişinin bu yolsuz iş hayatını seçme kararını vermesinde zaten fahiş araba fiyatları başta olmak üzere dışarda yeme içme ve diğer şeylerdeki fahiş fiyatlar zaten kişiyi motive ve karar verdici olacaktır ama esas etken kaliteli sıfır bir araba olacaktır

Böylece kişi piramidin üstlerinde bir yerde yaşamak isteği için, artık standart bir şey olarak gördüğü ev fiyatına da sıfır bir aracı alma ve istediği her yere o araçla gitme özgürlüğünü elde etmek için iş ahlakının dışına çıkmayı bir zorunluluk olarak görmekle başbaşa kalacaktır.

Bu kişiyi esnaf, iş adamı, yönetici, memur, işçi veya bürokrat düzeyinde düşünürseniz buna siyasetçileri de eklerseniz özel sektör ve devlet ekseninde bu iş hayatı rekabetinde iyi bir araba ve ulaşım konforu için her türlü hırsızlığı yapmaya bu statüdeki kişiler teşvik bu fahiş ÖTV li araba fiyatları teşvik edecektir.

Buna ek olarak ülkemizde yüksek kaliteli araç kullanma; kendini topluma güçlü gösterme ve diğer insanların bu araçla koşulsuz saygısını almak için bir araç olduğu için, sonuçta insanlar kadın erkek araç sahibi olma konusunda çok agresifler ve bunun için ahlaki değerlerini çiğnemeye ve yolsuzluk yapmaya hazırlar.

Bu da toplumsal yolsuzluğun en temel sebeplerinden biri.

Diğer Projemiz