8 Aralık 2022 Perşembe

İndirim Marketleri( 3 Harfli Marketler) Yüksek Enflasyonu İstismar Ediyor mu?


Marketler ve enflasyon konusu  son bir kaç yıldır gündemden hiç düşmüyor.

En son durum market zincirlerinden biri ile iktidar ittifakı partileri arasındaki ciddi bir gerilime, kavgaya yol açtı ve hatta iş şiddet olaylarına ve çok adi tehditlere kadar vardı.

Peki temel sorun ne gerçekte?

Bu marketleri gerçekten Fetö'mü yönetiyor iktidarı zor durumda bırakmak için yoksa başka sebepler mi var market fiyatlarındaki bu önlenemeyen yükselişte.

Bunları sorgulamak ve tartışmak kavga etmekten ve tehditler etmekten daha mantıklı çünkü kavga eden tarafların bir geçim derdi yok. Sorunu olan halk.

Öncelikle bu marketlerin ekonomi ve hayatımızdaki yeri ve önemi ne ona bakmak lazım
Öncelikle bazı şeylerin adını doğru koymak ve bilmek lazım. 

Yani varsa cehaletimizi gidermeli ekonomiye doğru kavramlarla yaklaşmalıyız.

Komuoyunda özellikle gene cahil halk, siyasetçiler ve onu takip eden ekonomistler tarafından sürekli "3 harfli  marketler" diye takma isimle işaret edilenve doğru konumlandırılmayan  marketlerin sektörde başka bir ismi ve hatta misyonu ve vizyonu var.

"Discount Market" yani İndirim Marketi veya İndirim Marketleri.

Doğru söylenmesi gereken isimleri bu.

Yani bu "3 harfli marketler" denen marketler Migros, Carrefour ile aynı kategoride değiller.
Eğer Google'a İndirim Marketi yazarsanız İndirim Marketi nedir diye bakıp tanımlarını da okuyabilirsiniz.

Gelin birlikte arayıp okuyalım...

Gördüğünüz gibi sokak ağzı ile "3 Harfli Makretler" diye konuştuğumuz marketler, zaten özünde düşük gelirli sınıfın yani halkın lehine çalışan firmalar ve genel olarak kar marjlarının %5-10 arasında olduğu söyleniyor. Zaten bunu sağlamak içinde raf ve bir çok market dizaynında diğer marketlere göre cimri davrandıklarını biliyoruz. Her ne kadar son 1-2 yılda bu değişse de düne kadar bu marketler en düşük maliyetli market dekorasyonunu tercihe ediyorlardı.

Peki o zaman sosyal medyada örneklerini gördüğümüz gibi mesel tuvalet kağınıın 50 tl den 90 tl ye çıkması gibi şyeleri nasıl açıklayabiliriz ve bu indirim marketlerindeki bu tür ani fahiş fiyat artışlarının sebebi veye sebepleri nelerdir?

Baştan ifade edelim burada amacımız bu marketleri aklamakta değil elbette ama bazı fikirleri öne sürmekte fayda var.

1. Muhtemel Sebep : Mevsimsel Geçişler

 Mevsimsel geçişler yüzünden bazı ürünlerde eski stokların bitmesi ile veya yeni ürünlerin üreticilerden yeni yüksek fiyatlarla piyasaya sunulması. 

Yani yağ, kuru üzüm, salça vb ürünlerin yeni sezon ürünü olarak tedariği eski tedarik fiyatlarından farklı ve çok yüksek olacaktır çünkü bu ürünler yeni üretim ve tedarik maliyetleri piyasaya sunulmaktadırlar ve üretim maliyetleri yükselmiştir..

2. Muhtemel Sebep : Zamlanan Enerji Maliyetleri ile Fiyatların Üreticide Artması 

Malum sanayide enerjiye 2-3 ay kadar önce %50 zam geldi. Maalesef bunu kimse dile getirmiyor. 3 ay önce sanayide enerjiye %50 zam geldiyse üretim fiyatları nasıl aynı kalsın sonuçta bütün işletmeler enerji ile üretim veya paketleme yapıyorlar.

3. Muhtemel Sebep : Talebin Artması

Evet  Cumhurbaşkanlığı Strateji ev Bütçe Başkanlığı   tarafından web sitelerinde de açıklanan verilere göre ekonomi %3 civarı büyürken yine açıklanan verilere göre özel tüketim %20 artmış. Kaynak :https://www.sbb.gov.tr/buyume/

Enflasyona rağmen tüketimin düşmeyip artmasının sonucu, bunu fırsat bilen indirim marketleri fiyatlarını arttırıyorlar gibi. Bir ara cezalar ve denetlemeler yüzünden düşen kar oranlarını yeniden dengelemeye çalışıyor gibi ayrıca.

Çünkü malum biliyorsunuz bu indirim marketlerine son 1 yıldır belli bir siyaset ve devlet baskısı vardı ve fiyatlar bu yüzden dengede tutuluyordu sanki. 

Pandemiyi fırsat bilmişlerdi ve şu an talep hala arttığı için market enflasyonu artıyor gibi.

Peki nasıl oluyor bunca alım gücü düşmesine rağmen tüketim artıyor? derseniz gerçi bu yarı bir konu ama onunda mantıklı bir açıklaması var. Yabancılar talebi arttırıyor. Ülkemize savaş yüzünden göç eden rus, ukraynalılar  ve mevcut araplar, afrikalılar ve balkanlardan gelen yerleşik insanlar tüketimi fiyat gözeteyen alışverişleri ile farklı şekilde arttıryor.

Malum akdenizde şuan oteller bile hala açık ve insanlar buralarda sezonluk ev gibi yaşıyorlar ve herşey dahil sistemi ile otellerde bolca gıda ve temizlik ürünlerini tüketiyorlar.

4. Asgari Ücret Beklentisi Artışı 

En kötü senaryo bu evet asgari ücretin zamlanması yaklaşırken, bu indirim marketleri asgari ücretin artmasından sonra zam yapıp suçlanmak yerine önden zam yapmayı tercih ediyor olabilirler.

5. Hepsi... 

Evet, yukarda saydığımız tüm sebeplerin hepsi var bu sebeplerin arasında ve sadece birisi baskında değil yani bu sebeplerin her biri %20-25 etken... Yani biri olmasa bile bile fiyatlar yüksek olmaya devam edecek kaldı ki enflasyon zaten reel olarak  %150 nin üstünde seyrediyor ve kış mevsimine girdik enerji, personel ve üretim maliyetleride firmalarca ürün fiyatlarına eklendi.

Sonuç :

Sonuç olarak, bu indirim marketlerinin yumurta et süt gibi ürünlerde kendi aralarında anlaşarak aynı tek fiyat ile tekelcilik yaptıkları bilinse de, bu marketlerin genel tüm marketler ile rekabeti ve özellikle indirim marketi olmayan Migros ve Carrefour gibi marketlerle karşı ciddi bir rekabet içinde olması aslında olmadıkları senaryoda muhtemel çok yüksek enflasyonlardan koruyor olabilir halkı. Çünkü bu rekabetin olmadığı; Migros, bakkal ve bakkal benzeri toptancıların olduğu 90'lar da hem ürünlerde istenen çeşit azdı hemde fiyatlar çok fahiş olabiliyordu. 

Ayrıca mevcut fiyat politikalarını beğenmesek de, şu anki bu indirim marketleri hem vergi verme açısından hemde sağladıkları 500 bin civarındaki istihdam ile ülkedeki işsizliği de hatırı sayılır oranda engelliyorlar.

2 Aralık 2022 Cuma

29 Kasım 2022 Salı

Asgari Ücret Bölgesel Olmalıdır.


Normal şartlarda serbest piyasa ekonomisinde asgari ücret uygulaması olmamalıdır ve piyasanın kendi dinamikeri olan işçi ve işverene bırakılmalıdır.

Eğer devletin belirlediği bir asgari ücret yani taban bir ücret olacaksa da, Asgari Ücret'in bölgesel olması düşünülmek zorundadır.

Çünkü; örneğin Muş ile İstanbul'da ev kiraları aynı değildir ve toplam geçim maliyeti aynı değildir

Mevcut ekonomik şartlarda Marmara'da 10000 tl diğer bölgelerde ise 7-8000 tl olmalıdır. Böylece sanayici de gidip istihdamın az olduğu gelişmemiş bölgelere yatırım yapabilir.

Bu aynı zamanda yılladır yapılmak istenen doğuya anadoluya yatırımı teşvik de olacaktır.

Dahası bu sadece Marmara ve diğer bölgeler şeklinde değil, asgari ücret her bölgede farklı belirlenebilir ve buda bölge illerinde bulunan işçi ve işveren sendikaları ile birlikte devletin hakemliğinde yapılabilir.

Ayrıca istisna olarak Büyük Şehirlere özel bir asgari ücrette çıkarılabilir. Örneğin Antep'teki asgari ücret nüfusun daha az olduğu Hakkari'ye göre farklı olabilir.

Bu tür bir uygulamanın yüksek asgari ücret olan büyük şehirlere doğru göçe sebep olacağı kaygısı ise yersizdir.

Çünkü eğer bu şekilde Asgari Ücret büyük şehirlerdeki geçim şartlarına ve özellikle de ev kiralarına göre belirlenmeye devam ederse, bunun sonucunda asgari ücreti İstanbul'da da 10000 TL Muş'ta da 10000 TL yaparsanız Muş'taki girişimci veya işletmeci maliyet hesabı yapacakar; nakliye, enerji vb iklim şartları bölgesel pazar büyüklüğü gibi maliyetlerin de hesabı sonucu zarar edeceğini veya çok az kazanacağını düşünüp ve o işi kurmayabilir veya kursa bile asgari ücretin 10000 tl olması yüzünden 10 kisi yerine 5-6 kisi calıştırabilir.

Sonuç olarak, bu yüzden Muş'ta yeterince isletme ve fabrika olamadığı veya yüksek bulunan asgari ücretleri yüzünden yeterince yeni istihdam sağlanamadığı için oluşacak krizde mevcut işverenlerde 10000 lira vermemek için işçi çıkarabilir ve böylece bölgesel doğal işsizlikten dolayı insanlar büyük şehre göçebilirler..

Bu anlamda asgari ücretin bölgesel farklılık göstermesi bir göç riski oluşturmaz aksine tersine göçe de sebep olur.

2 Ekim 2022 Pazar

6'lı Masa Ortak Bir Aday Çıkarmak Zorunda Değil


Genel seçime 1 yıldan az kaldı ve iktidar olma yarışı giderek büyüyor. Eski Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı olan sistem kaldırıldığı ve sadece başkanlık sistemine geçildiği için en az %51 gerekiyor başkan seçilmek için ve Ak Parti dahil bunu tek başına başaracak  bir parti yok bu yüzden seçime birden fazla ittifaklarla giriliyor.

Muhalefet cephesindeki en büyük ittifak 6'lı ittifak ve ortada büyük bir gürültü var çünkü Türkiye tarihinden muhtemelen ilk defa 6 parti bir araya geliyor.

Amaç seçimi başkanlığı bir ittifak olarak kazanmak ve eski başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı ikili sistemine geçmek ve bu sisteme geri dönüşe de "güçlü parlementer sistem" deniyor. Buna göre meclis daha öne çıkacak tekrar ve bir uzlaşı ile ülke yönetilecek tek adam(başkanlık sistemine) göre..

Ama sorun şu ki henüz muhalefet tek başına ortak bir aday çıkaramadı ve bun sebeplerini iki tane yazımızda anlattık detaylıca. Oradan okuyabilirsiniz neden 6'lı masadan halkın istediği bir adayın çıkaramayacağının tüm iyi niyete rağmen neden mümkün olsa bile sağlıklı olmayacağının detaylıca açıklaması var..

Bu yazıda size zaten o analizlerde de anlattığımız şeyin doğal ve olması gereken sonucunu analiz edeceğiz ve ortak bir aday çıkarmanın neden gereksizce ve aptal olduğunu anlamamız gerektiğinden bahsedeceğiz.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi 6'lı masa Millet İttifakı'nın asıl amacı parlementer sistem geçiş için bir ortak hareket ve konsensüs sağlamak. O zaman asıl amaç buysa neden ortak bir aday çıkarmak gerekiyor? Diyeceksiniz ki kazanmak için? Ortak aday çıkarmadan da kazanılabilir?

Hedef zaten parlementer sisteme geçişse, kısa süreli görev yapacak bu yeni başkanın nasıl seçileceğinin ve ittifaktan kim olduğunun ne önemi var?

6'lı masada herkes kendisi aday olur ve 2. turda en çok oy alan 6'lı masa ittifakındaki lidere oy verilir ve kazanılır. Zaten her koşulda Erdoğan'ın ilk turda %51 ile seçilemeyeceği kesin gibi.

 

 

26 Eylül 2022 Pazartesi

Sadece Sığınmacı ve Kaçakları Değil Yasal Yerleşik Fazlalık Yabancıları da Ülkemizde İstememeliyiz.



Eğer huzurlu, sakin, refah içinde ve ev kiralarının normal olduğu bir ülke istiyorsak, sadece mülteci ve kaçakları değil, yasal olarak ülkemizde bulunan yabancıları da büyük oranla ülkemizde istememek zorundayız. 

Bu bir ırkçılık değildir. Bu ülkenin nimetlerini ilk önce ve sürekli yaşama hakkının ülkemizdeki doğan yerli vatandaşımızda olduğunu savunmaktır ve bu en doğal ve insani hakkımız ve önceliğimizdir...

Bir Alman bir İngiliz veya Rus zaten 50 yıldır aynı belli standartta ülkesinin keyfini çıkarıyor iyi kötü ama biz son 70-80 senedir ülkemizin iyi bir zamanını göremedik, eşit ve adilce paylaşım ve yaşam kalitesi adına. 

Eğer bizim ülkemizde sene 2022 de bir araştırmaya göre halkın %67 tatili yapamazken, ve hayatı boyunca Bodrum'da daha bir kez tatil yapamamışsa veya Kadıköy'de hiç yaşamamışsa, boğazda bir kez yemek yiyememişse, yabancı neden bunu ondan önce yaşasın veya gelip çalışarak veya vatandaşlık satın alarak ülkemize yerleşik şekilde bunları yaşasın kiralık/satılık ev fiyatlarının artmasına da sebep olsun...? 

Temel soru bu...

Kiralık/satılık ev fiyatları malum en büyük sorunlarımızdan birisi. 

Bunun sebepleri ise toplumda söylendiği gibi sadece paragöz ev sahipleri değil sadece...  Enflasyon ve dövizle ilgili de değil

Bunun asıl sebebi belli; asıl sebep, ülkemizde yaşayan yasal ve yasal olmayan yabancılar...

Ülkemizde yasal olarak bulunan yabancı nüfusu %3'ü geçmemeli


Sığınmacılar bir yana İstanbul'da sadece 1 milyon 250 bin yasal çalışma ve oturma izni olan yabancı var ve en az 3-4 milyondan mülteci ve yasa dışı olarak yaşayan kaçak var... Ve malum birde vatandaşlık satıyoruz ev alana.

Bunların hepsi kiraların ve satılık ev fiyatlarının fahişleşmesinin ana sebebi. Çünkü bu yabancılar ev kiralarken veya satın alırken daha çok daha fazlasını veriyorlar Türk vatandaşlarının verdiğine kıyasla ve bir piyasa oluşturan piyasayı dengeleyen bir davranışları yok.

Bu berbat durumun bir an değişmesi için, ilk önce ev alana vatandaşlık satışının durdurulması ve mülteci ve kaçakların önce ülkelerine gönderilmesi ve sonrasında yasal oturma ve çalışma izni verilecek yabancı insan sayısının il nüfusuna göre yüzde olarak belirlenmesi gerekiyor. 

Mülteci ve kaçakların Esad'la ve Taliban rejimi ile görüşülüp anlaşılıp ülkelerin gönderilmesi çok basit ve net çözüm ve en kısa zamanda yapılabilir. 

Bunun devamında her il de yaşayacak yasal oturma ve çalışma izni verilecek yabancı sayısı oranı da belirlenmeli. Bu toplamda %3'ü geçmemeli.. Yani İstanbul'daki her 100 kişiden en fazla 3'ü yabancı olabilir ve çalışma ve ikametgah alabilir. 

Bu yüzden İstanbul'da sadece yasal oturma izni olan 1 milyon 250 bin yabancı oran olarak nüfusa göre çok fazla. Çünkü bunların çoğu da tek başına yaşıyor veya en  fazla 2 kişi ve yarısını hesaplayınca bile 600 bin tane ev işgal altında yabancılar tarafından. 600 bin eve fazla fazla kira veren yabancı demek kiraların fahiş şekilde artması ve ev sayısının azalması demek Türk vatandaşları için.

İstanbul  yasal olarak bulunanlarla beraber 16-17 milyon kişi ve buna ek olarak kaçak ve mültecilerle 20 milyonun üzerinde. Bu İstanbul'un kaldıracağı bir yük değil. Yasal yabancı sayısı en fazla 300 bin olabilir. 

Böylece evlere talep düşecek ve kiralık ve satılık fiyatları düşecektir. Bu bu kadar basittir.


23 Eylül 2022 Cuma

Yeni Kurulan Özel Üniversitlere Hakaret Etme ve Hocalarını, Öğrencilerini Aşağılama Faşistliği

Ülkemizde bir türlü saygı bir ilke ve destur haline gelmiyor. Bu akademisyen düzeyinde de böyle.

Bunun en büyük sebebi de, muhtemelen medya ve basındaki toplum önünde konuşan eski akademisyenler, yazar aydınlar

Bu aralar başta koca koca yüksek eğitimli  insanlar basta olmak üzere bir cok insan ağızlarına bir sakız almışlar ve salyalar akıtarak özel üniveristelerin çokluğundan bahsedip, çeşitli şekilde hakaret ve alay ediyorlar bu üniversitelerdeki hocalar ve öğrencilere.

Neymiş efendim, çok fazla özel üniversite açılmış ve bunlarda hiç eğitim kalitesi yokmuş.

Bu öyle bir aptallık ki, bu yeni açılan üniveristelerle beraber mevcut eski üniversitelerin kendi aralarında kısa bir sürede, 5-10 yılda büyük bir rekabete girebileceğini ve böylece ülkemizde büyük bir eğitim kalitesinin olacağını sanıyorlar muhtemelen. Böyle bir aptallık olamaz. Bu kadar kısa süre de bu mümkün mü?

Bu kafayı böylece ayırt edip ayrı bir yere koymak gerek. Çünkü bu insanlar yeni dünyanın eski dinozorları...

Bu insanlar öncelikle serbestleşmeden yani  öğrencilerin ve eğitim özgürleşmesinden rahatsızlar ve eski militarist devletçi katı ve zalim eğitim sistemi savunuyorlar bir anlamda. Çünkü kendileri bu zalim devletçi eğitimin cefasını çektiler ve herkes çeksin istiyorlar.

Bu büyük bir ahmaklık ve kıskançlık.

Öncelikle ilkesel yani demokrasi ve özgürlükler olarak bakmak gerekirse, bu insanların "eğitimin ticareti olmaz eğitim tek bir yere yani devlete bağlı olmalı ve özel üniversite olmamalı" şeklinde bakışları da son derece faşizan bir şey.

Ne yani birisinin  Edebiyat, Tarih, Otelcilik ve Gastronomi veya fen bilimlerini Fizik ve Kimyayı yüksekokul seviyesinde öğrenmek için, akıl ve bilimle daha önemlisi özgürlük ve demokrasi ile yönetilmeyen, tamamen veya kısmen mevcut iktidarın siyasi ideolojileriyle yönetilen devlet üniversitelerine mecbur olması ve devletin kurumları olan YÖK veye Milli Eğitim Bakanlığı'nda izin mi alması veya devletin üniversite sınavına tabi olması mı gerekiyor?

Böyle eski dar kafalı faşist bir bakış açısı olabilir mi şu çağda?

Size ne bundan hem, birileri devletin koyduğu sınavda ilk 100 -200 bin artık devlet üniveritesi kontenjanına giremiyor diye parasını vererek  istediği eğitimi özel üniversitelerden alamaz mı?

Neymiş efendim, dünyada en gelişmiş ülkelerde yeni ve özel üniversite açılmazmış.

Hani Covid başladığında kapanmaya gerek yok, "sürü bağışıklığı" diyen İngiltere eğitimi mi çok ileri. Eğer ileri ise neden bir pandemide bir aşı konusunda zortladılar tüm batı olarak.

Demek ki, mevcut eğitim düzeni de gelişmiş değil tüm dünyada.

Bu kafa işte maalesef dünyayı ve hayatı anlamıyor mahvediyor. Çünkü istiyorlarki biz akademisyenler azınlık elit toplum üstü bir sınıf olalım ve herkes bizim ağzımıza baksın.

Zamanı geri sarsak ve 100 yıl geri gidip tüm batı ve tüm dünyada eğitimi ideolojilerle yönetilen faşist devlet kafalarından kurtarıp serbestleştirseydik bugün dünya muhtemelen çok daha farklı ve gelişmiş adil bir yerde olurdu.

Çünkü üniversiteler devlet veya özel olsun, hiçbirisi sadece eğitim yeri değildir; aynı zamanda oinsanların sosyal ve bilişsel gelişim ve hayat tarzını ifade etme ve demokrasi ve medeni bir yaşam için birer referans ve gelişim noktasıdır.

Neymiş efendim, bu özel üniversiteler belli cemaatlar ve tarikatlara yakın olan sermayeler ve ideolojilerde olan insanlarınmış ve tehlikeliymiş.

Olsun arkadaş o da olsun. Her telden ideolojiden üniveristeler olsun ki insanlar seçsin ve bunlar aralarında bir rekabet etsin ve eğitim kadar başka konularda fikirler üretilsin ve bir sinerji veya fikir çatışması yarışı olsun.


13 Eylül 2022 Salı

Ergin Ataman ve Hidayet Türkoğlu Neden Eleştirilmiyor?




Basketbol veya Futbol Milli Takımlarımız başka ülklerinki gibi bir anlam taşımıyor bizim ülkemiz için

Ülkemizde o kadar kötü bir ekonomik siyasi sosyal ortam ve şartlar var ki, insanlarımız sporu Almanlar veya Fransızlar gibi keyif alınacak ayrıca "bakın biz sporda da siz diğer ülkelerden çok üstünüz diyecek" şekilde değil, tamamen ülke gerçeklerinden bir kaçış ve mecburi bir mutluluk kaynağı olarak görüyorlar.

Bu yüzden bu spor branşlarında avrupa ve dünya şampiyonaları gerçekten bizim için çok anlamlı.

Milliyetçilik veya vatanseverlik anlamında değil, tamamen bu anlamda çok anlamlı; çünkü bizim biraz mutlu olmaya ve en çok birlikte mutlu olmaya ihtiyacımız.

Voleybolda çok başarılıyız ama maalesef popüler bir voleybol kültürümüz maalesef yok.

Gel gelelim ne futbol ne de basketbolda son 10-15 yıldır bir başarımız yok. 

Fazla uzatmadan esas konuya da gelelim, malum Cedi Osman eksenli konuşulan bir başarısızlık yaşadık basketbolda -ki kadro ve jenerasyon olarak gerçekten büyük bir potansiyelimiz vardı.

Çünkü oyuncularımızın hepsi avrupa ve dünyanın en üst klasmanında oynayan oyuncular ve hepsi çok yetenekli ve potansiyelli ve basketbolda 20 yıl öncesinden başlayan bir final oynama ve kupalar alma durumlarımız var. Bu yüzden hedeflerimiz çok ileri düzeyde artık..

Türk İnternet Spor Medyasına Bu Utanç Yeter: Hidayet ve ATAMAN dışında herkesi kıyasıya eleştiriyorlar...

Bu potansiyeli ortaya çıkarmak için, ise maalesef federasyonları yönetenler hem futbolda hemde basketbolda çok bariz ve kişisel tercihli yanlış işler yapıyorlar ve kimse hala çıkıp bunları söylemiyor.

Bunu tam olarak eleştiremeyen bizim internete taşınan spor medyamız içinde büyük utanç kaynağı.

Ülkemizin 85 milyon nüfusu olan bir basketbol ülkesi olarak artık yabancı devşirme bir guarda ihtiyacı olmadığı halde, federasyon ısrarla bir yabancıyı dilimizi kültürümüzü bilmeyen, bu topraklardan olmayan birini soyumuzdan gelmeyen; okyanus ötelerinde doğmuş yaşamış birilerini takıma lider yapmaya çalışıyor.

"Bizden point guard/oyun kurucu çıkmıyor/yetişmiyor" hakareti son 10 yılda malum ayyuka çıktı ve milli takım düzeyinde final oynayamayıp kupa alamayışımız büyük ölçüde buna bağlandı.

Eski NBA oyuncumuz Federasyon başkanı Hidayet'in de buna inanıp devşirme sevdasına kapılması yüzünden çok kötü bir noktaya geldik

Örneğin bu turnuvada koç kenarda molalarda İngilizce konuşuyor, böyle bir Türk Milli Takım olamaz. Olur diyen gitsin devşirmelerin esas memleketlerinde Larkin'in memleketinde yaşasınlar, federasyon yönetmesinler. Bu ırkçılık falan değil burası 1 milyon nüfuslu avrupa ülkesi değil buradan her türlü oyun kurucu da pivotta çıkar... Bu 85 milyon ülkenin gençlerinin hakkını savunmaktır.

Hadi devşirme hatasını yaptın. Bu da yetmiyormuş gibi, daha önce denenmiş ve başarısız olan ve ülkede politik, kavgacı ve sivri çıkışları olan ve bu yüzden toplamda sevmeyeni çok olan ve tüm ülkeye hitap edemeyecek  bir koçu Ergin ATAMAN'ı sırf eurolig başarısı yüzünden koç yapıyorlar.

En baştan hata yapıldı! Aynı iktidar partisi gibi kutuplaştırıcı kibirli dili olan ATAMAN'ı Milli Takım'ın başına getirmek takıma zaten başarısızlığın garantisiydi. Bakın Ergin ATAMAN'ın dili o kadar zehirli ki, Buğrahan'a bile sirayet etti ve Buğrahan büyük hata yaptı Cedi'ye...

Bütün bunlar adeta bile bile yapılıp, aslında tamamen bir tür kumar oynanıp, top yekün ulusal bir kimya bir ruh ve birliktelik kazandırılmadan, bu masum ve vefalı gençlerimizi 2 aylık kampa sokup sonra yurt dışındaki turnuvalara gönderip avrupa ve dünyada üst düzey başarı kazanılacağı sanıyorlar.

Hayrola bu da yeni bir tek adam sultası mı sporda?

İşin en acı yanı, yukarda yazdığımı bütün bu gerçekleri kısmen veya tamamen bilenler, zaten artık basketbol spor medyamızda artık internete taşındığı ve orada da sponsor ve reklam gelirleri çok önemli olduğu için belkide,  "aman kimseyi huylandırmayalım, herkese hitap edelim kimse bize kızmasın Ergin Ataman'a laf etmeyelim Efes'li ve Galarasaray'lılar kızmasın yoksa izlemezler veya ama federasyondan bize kızar" diye ne Hidayet'i ne de Ergin ATAMAN'ı eleştiremiyorlar.

Bu demokrasi olan bir ülkede büyük bir utançtır spor medyamıza.

Beyler ve bayanlar korkmayın asıl böyle davrandığınız için kimse sizi izlemiyor. Bakın 10.000 -500000 arası abonesi olan kanallarınızda güncel sıcağı sıcağına Milli takım analizleriniz 100'de 10 bile izlenmiyor. 

Bir türlü "Ergin Ataman'la ve Hidayet Türkoğlu başarısız oldular ve sorumluluğu almalı ve ikiside istifa etmeli" diyemiyorsanız bu başlıkları videolarınıza atamıyorsanız sizi kimse izlemeyecek.

Kendi kendinize konuşacaksınız maalesef ve maalesef en fazla sponsorların verdiği çerezleri  yiyeceksiniz.

Socrates Dergi, Sports Digitale, NutSpor, Nesine.com, ve Bilyoner.com da progrma yapan basketbol yorumcularımız, Stop Medya Press evet sözümüz sizlere ve adını sayamadıklarımız olarak hepinize...


Youtube Kanalımızdan Videolarımızı İzleyebilirsiniz