5 Şubat 2023 Pazar

Köpek Sorunu Neden Çözülemez! İşte Sebepleri


1. Ana muhalefetin lideri KILIÇDAROĞLU konu hakkında konuşmuyor. 

Ana muhalefet halk adına soruna sahip çıkıp, gene insan hayatını direkt tehdit eden diğer konularda örneğin uyuşturucu, mafya, terör konusunda olduğu gibi muhalefet etmiyor ve hatta o sorunlarda gösterdiği çabanın 10'da 1'i kadar bile iktidara baskı yapmıyor.

2. Argümanların radikalliği; "uyutun" denerek baştan sorun çıkmaza sokuldu.

Hata yapıldı, baştan radikal hayvanistlerin gücü ve konu hakkındaki hakimiyetinin ve nüfuzunun mevcut iktidardan ve muhalefetten de baskın olduğu kabul edildi ve bu radikal insanların milyonlarca olduğu varsayıldı,  oysa muhtemelen 10000 tane bile değiller toplam radikal hayvanist sayısı.  

Böylece ülkedeki bu 5-10000 radikal hayvanistin 100.000'e yakın aktif sokak hayvanı besleyen hayvanseveri ve besleme yapmayan 1 milyona yakın hayvanseveri de istedikleri gibi yönetir olduğu da kabul edildi ve bu büyük bir oy potansiyeli olarak görüldü iktidar ve muhalefet tarafından

Oysa bunlar halkın çoğunluğunun yanında çok az bir oy potansiyeli ve baştan muhalefet halkaın taleplerine sahip çıkmalı ve iktidara aynı anda baskı yapılıp, radikal hayvanistlerin muhatap alınmaması lazımdı, ama yapılmadı.

Bu yüzden burada suçun büyük kısmı ana muhalefet lideri KILIÇDAROĞLU ve Meral AKŞENER'de çünkü; çıkıp sorun çok büyük halk toplansın diyor ve gereğini yapın demeliydiler ama hayvansever oyları yüzünden korktular.

Sonuçta bazı kritik eşikler geçildi ve bu noktadan sonra "Uyutma" asla olamaz "toplamada" kısmen olabilir ve kesin bir çözüm mümkün görünmüyor çünkü muhalefette oy derdine.

Bu sorun geldiğimiz noktada aynı terör sorunu gibi oldu, aynı Hdp'nin kapatılması konusu ve Hdp'nin teröristlerle aralarına mesafe koymaması gibi bir durum var. 

Sonuç olarak, radikal hayvanistler bu güçlerini bildikleri için köpeklerle aralarına bir mesafe koymayacaklar ve biz milyonlarız bizi böyle radikal ve size hastalıklı gelen bu bakışımızla bzileri böyle kabul edeceksiniz diyorlar şuan.

3. Twitterdaki kişisel kavgalar yüzünden yeterince düzenli ve kavramsal argümanların üretilmemesi :

Başta "Barınaklar Ölüm Kampıdır" argümanı çürütülemedi.

Bu da normal çünkü zaman gerekiyor ben 1.5 yıl önce başladığım analizimde 1.5 yıl sonra :

BARINAKLAR ÖLÜM KAMPI İDDİASI 

Sokaklarda, ormanlarda açlıktan hastalıktan soğuktan ölen köpeklerin sayısının barınaklarda ihmallerden dolayı ölenlerden daha az olduğunu kim söyledi? Sürekli "barınaklar ölüm kampı" diyorlar.Dışarısı asıl daha büyük ölüm kampı!

 Neden hal böyleyken bu köpekler sokaklarda, çöplüklerde yollarda sürünsün kontrolsüz üreyip soğuktan, açlıktan, hastalıktan, kazalarla, zehirletilmeyle, silahlarla barınaklara göre kat be kat ölsünler ve neden bu arada insanlar köpekler tarafından öldürülsünler?

şeklinde bir anti tez yazdım ve bunu yaymaya çalışıyorum

4. Siyasiler ve uzmanlar tarafından genel kabul gören ilkesel ve kavramsal olarak bir bakış sunulmadı..  En başta "Köpek Nedir?" sorusu ve "İnsan hayatındaki yeri nedir"? sorusu cevaplanmadı.

Bu konuda ben aşağıdaki bakış açısını 5-6 ay önce geliştirip . 1.5 yıl önce yazdığım Sokak "Hayvanı Sokak Köpeği Neden Olmaz! İşte Sebepleri!" adlı yazıya ekledim

Köpek silahtır. 

Köpek silahtır; evet, evcilleştirilme sebebi de budur; insanı ve evcil besi hayvanlarını korumak için savunma aracı yani silah olarak kullanılmak için evcilleştirilmiştir. Bu yüzden köpek bulundurmak silah bulundurmakla eş sayılmalı ve bulundurulması ehliyete ve vergiye tabi olmalı, üremesi de sıkı kontrole ve izinlere tabi olmalıdır. 

Oysa bu şirin canlı, aynı zamanda bir insanın başkasına karşı istediğinde kullanmaktan imtina etmeyecegi ölümcül de olabilen bir silahtır; çünkü köpekler evcilleştirilmesine rağmen sahibi tarafından bir komutla veya başıboş bırakıldığında kendi kendine saldırgan olabilen, son derece yırtıcı ve vahşi canlılardır. Bu yüzden başıboş silah olamaz.

devamı : https://www.xseyler.com/2021/09/sokak-hayvani-sokak-kopegi-olmaz.html

5. Gelişmiş ülkelerin konuya bakışı ve uyguladıkları politkalar gerekçelendirilemedi ve çözümün ilkesel evrensel mantığı bulunup anlatılamadı

AB ülkelerinde sokak hayvanı veya özellikle sokak köpeğinin olmaması, ayrıca köpek sahiplenmenin özel şartla bağlanması da bu yüzdendir; çünkü köpeğin biri tarafından veya kendi başına bir silah gibi zarar verici ve ölümcül olma özelliği anlaşılmıştır.

devamı : https://www.xseyler.com/2021/09/sokak-hayvani-sokak-kopegi-olmaz.html

Konu hakkında tüm siyasilerin bakışını aşağıdaki videomuzda bulabilirsiniz.






28 Ocak 2023 Cumartesi

Yurtdışına Yerleşenler "Vatandaşlıkta Kalma Vergisi" Ödemelidirler


Bir ülke düşünün herhangi Asya'da olabilir Amerika kıtasında da Ortadoğu da... 

Ülkede ciddi iç karışıklar sorunlar var veya ekonomik ve sosyal olarak büyük krizler var veya ülke savaşta.

Bu ülkede büyük çoğunluk ülkede kalarak bunlarla dürüstçe ve fedakarca savaşıyor ve bu süreci atlatıyorlar ama bu süreçte bir kesim doğduğu büyüdüğü ise ülkeden kaçıyor ve başka ülkeye yerleşiyor ve bu sıkıntıları ülkede kalan gibi yaşayıp büyük bir fedakarlık ve bedel ödemiyorlar.

Sorun şu ki, bu süreçte ülkede kalmayıp daha huzurlu şartlarda güvende başka ülkede yaşayanlar ülke düzelince gelip tekrar ülkede yaşama devam edebiliyorlar.

Peki burada bir sıkıntı ve adaletsizlik yok mu?

Yurt dışına kaçmayıp ülkede kalanlar onca ağır bedelleri ödeyip ülke huzura ve refaha ulaştırırken bu yurt dışına kaçıp sonra döne hazıra konmuş olmuyor mu?

Malum ülkemizde de büyük ekonomik ve siyasi sosyal  krizler var son 10 yıldır.

Bu süreçte de 5 milyona yakın insan bunların arasında devletin ciddi harcamalar yaparak okuttuğu doktorlar da dahil hepsi yurt dışına gittiler.

Ve biz kalanlar ülkemizdeki bu krizleri yenmek, yeniden bir bütün ve huzur içinde yaşayan ülke olmak için büyük mücadeleler veriyoruz, hatta temel ihtiyaçlarımızı bile zor karşılıyor bırakın et yemeyi yumurta bile almakta zorlanıyoruz.

Peki yurt dışına gidip bu sıkıntının 10'da 1'ini çekmeyen insan nasıl yarın bizim düze çıkardığımız ülkede aynı haklara sahip olabilir?

Burada "ama onlarda istemeden gittiler" ve "onlarda yurt dışında sıkıntı çektiler" diyenler olacak ama bu dediğimiz türden bir çaba gerektirmiyor ülkede kalanlara göre.

Bu sebeple acil olarak bir çözüm üretilmeli bu konuda ve yurt dışına gidenler eğer 2 yılın üzerinde kalıp dönmüyorlarsa ve vatandaşlıkta kalmak istiyorlarsa bunun için bir vatandaşlıkta kalma bedeli ödemelidirler ve bu tutar dünya ölçeğinde bir biri üzerinde örneğin 1500-2000 dolar olmalıdır ve bunu her yıl ödemelidirler.

Yok öyle! Hem kaçıp hemde vatandaş kalamazsın ömür boyu. Tatile turist olarak gelirsin o zaman!


27 Ocak 2023 Cuma

Memur Maaşı İle Asgari ücret Arasında Kat Kat Fark Olamaz


Son asgari ücret zammının %55 ve memur maaş zammının ise %30 olması ile ortalıkta memurlar tarafından başlatılan "asgari ücret nasıl olur da memur maaşına bu kadar yakın olur" şeklinde büyük bir haksızlık olduğu ve yanlış bir eşitlik olduğu iddiası var.

Bu tamamen yanlış ve yersiz bir iddiadır

Yukarıda da göreceğiniz üzere asgari ücret ile memur maaşı arasında 2013'te en büyük fark varmış. Yani haftada 2 gün tatil yapan, tek farkı belkide asgari ücretliden bir kaç yıl fazla okumak olan memurlar asgari ücretli birinden kat ve kat hatta neredeyse 3 kat fazla maaş alıyorlarmış.

Son krizlerle beraber oran şuan 1.5 katı düzeyinde ve ideal olan budur.

Öyle ya, bizler değil miyiz halk olarak yıllardır ülkemizde; "memur olup devlete kapak atıp, ömür boyu iş garantisi ile hafta sadece 5 gün çalışmak ve ortalamaya göre kat ve kat iyi maaş almak " denen aslında tamamen para için her şeyi yapacak bir anlayışın, başta devlette ve toplumda yolsuzluğa sebep olduğu ve böyle insanlarca devlet kurumlarının kişisel çıkar için yağmalanıp istismar edildiğini ve liyakatsız ve yolsuz memur olmanın çok fazla talep gördüğünden yani böylece liyakat olmadan devlet memur olmanın sırf bu sebeplerle sırf maaşının özel sektöre göre daha yüksek olmasından dolayı özendirilmesinden hepimiz şikayet etmiyor muyuz?

Ee o zaman bunun ortadan kalkması için çare nedir?

Herhalde asgari ücret ile memur maaşı arasında daha da uçurum yapmak değildir!

Sonra memur Passat'a binecek sende 1990 model bir araba almak için yırtınacaksın 3 kat düşük asgari ücretle.. Bu mudur?

Bir memurun sanayide, markette, berberde, belediyede veya fabrika da çalışan işçiden zihinsel veya bedensel olarak kaç kat fazla çalıştığını iddia ediyorsunuz ki asgari ücret ile memur maaşı arasında 2 veya 3 kat fark olsun.

Yani sen 2 yıl fazla okudun diye kalifiye mi oldun asgari ücretli ortaokul veya lise mezununa göre?

Biraz daha  matematik fizik çözdün öğrendin diye 2 kat maaş almayı mı hak ediyorsun.

Merak etme markette kasiyer olan personel de senin kadar biliyor fizik ve matematiği, tornacı da çalışan Ahmet'te sanayi de Mehmet'te fabrikadaki Ayşe'de...

İdeal olan asgari ücret ile memur maaşının eşit olmasıdır, çünkü işçi tek gün memur 2 gün izin kullanıyor.



26 Ocak 2023 Perşembe

Oğuzhan Uğur'un Açık Oturumunu Bu Kadar Abartmak Çok Zararlı Oluyor


Gene aynı hatayı yapıyoruz, fitnecileri ve hainleri toplumda marjinalleştirmek yerine öne çıkarıyoruz. 

Sonra da HDP olmadan iktidar değişmez diye hayıflanıyoruz.

Böyle böyle hainlik ve bozgunculuk demokrasi adı altında giderek meşrulaştı ülkemizde. 

Dünyanın neresinde olursa olsun, ülkelerde terörizmle mücadelede bir şey esastır, o da terörü yenmek için terörizmin direkt ve dolaylı yanlılarını yok sayarak öne çıkarmayarak onları marjinalleştirmek yani teröre hizmet edecek her şeyi öne çıkarmamaktır.

Türkiye'de kendini akıllı, hoşgörülü veya demokrat sanan bazı zavallılar maalesef bunu yıllardır es geçiyorlar ve "demokrasi demokrasi" diyerek tüm terörizmden güç alan hainlere ve fitnecilere en geniş söz hakkını tanıyorlar. 

Onlarda nihayetinde "5 milyon alıyoruz bizi böyle suçlayamazsınız" diyorlar. Meksika da mafyanın büyük taraftarları var, askerle ve polisle çatışıyorlar ve muhtemelen parti kursalar %10 alır meclise girerler ya da Sedat Peker bugün parti kursa aynı şekilde Türkiye'de başında olmadan meclise partisini ve bir çok vekili sokar.. O zaman siz çok kalabalıksınız deyip eyvallah mı diyeceğiz "siz mafya değil misiniz " diyeceğiz.

Siz demokrasiyi çok yanlış anlamışsınız....

Maalesef geldiğimizde noktada hala bunu yapanlar var.

Terörist başı Öcalan'ı ilk sorgulayan albayın oğlu Oğuzhan Uğur'da buna dahil.  Bu tür tehlikeli konulara, ülkedeki bu cahil demokrasi bakışından dolayı iyi niyetle ve cahil ne yaptığını bilmeyen bir böyle fütursuzlukla dalıp "demokrasi demokrasi" diyerek pkklı teröristleri dolaylı şekilde savunanların reklamını yaptırabiliyor. 

Meslek Arsızı ve Çok İzlenme Delisi Oğuzhan Uğur

Amaç birazda belli, milyonlarca kez izlenmek; şehidin/ailesinin onurunu korumak değil asla. 

Bu cüretide muhtemelen babasının kariyerinden alıyor belki bilinmez ama, kendini önemli sanıyor çok açık  ve cesur ve demokrat olduğunu sanıyor. .

Oğuzhan Uğur'un wikipedia profiline bir bakın lütfen. Ünlü olmak için yapmadığı şey kalmamış. Şarkı mı söylememiş filmi oyunculuğu mu yapmamış.. Bu adamda her numara var. Tam bir meslek arsızı.

Aklınca şimdide kendine bir misyon edinmiş siyaset tartıştırıyor halka ve siyasetçilere ve aklınca diyalogla bir çözüm bulup bitirecek terörü.

Tüm şehitlerimizin aileleri ve kanları adına yazıklar olsun demekten başka bir şey demeye gerek yok aslında

Kendinize saygınız yok anladık, 19 yaşında hayatı yiten şehitlerimize saygınız olsun, 

15 Ocak 2023 Pazar

6'lı Masa'nın Aday Çıkarmaktan Daha Zor Bir Görevi Var!


"Kesin kazanacak bir aday çıkarmaktan daha zor ne görevi olabilir ki?" dediğinizi duyar gibiyim.

Şöyle bir giriş yapalım ve cevabı hemen verelim.

Malum 6'lı masa aday çıkarmadığı için epey tepki çekerken birde KILIÇDAROĞLU'nun 6'lı masadaki her partinin eşit olduğunu açıklaması daha büyük bir tepkiye sebep oldu.

Özellikle oy oranları az olan Deva ve Gelecek partileri bundan nasibini aldı ve hadsizlikle suçlanıyorlar.

Tartışmadan, Müzakere Etmeden, Sorun Çıkmadan Koalisyon ve Uzlaşı Kültürü İnşaa Edilmez!

Unuttuğumuz veya görmediğimiz esas şey, 6'lı masanın kazanmak dışında asıl yapması gereken en zor görevi; bir koalisyon kültürü oluşturmasıdır, daha doğrusu 6'lı masanın en zor görevi Türkiye'de hiç var olamayan "koalisyon kültürü"nü yani uzlaşı kültürünü inşaa etmesidir. Bu seçimi kazanmaktan daha zor bir görevdir.

Evet, 6'lı masa Türkiye'nin geçmişin olmayan olmadığı için bugün şu halde olduğumuz ve gelecek yıllarını yönetecek koalisyonların uzlaşı ve birlikte çözüm üretme kültürünü yani koalisyon kültürünü inşaa etmek zorunda ve bu anlamda bu muhalefetin iki temel zor görevi var; 1. aday çıkarmak ve kazanmak ve 2. koalisyon kültürünü oluşturmak ve bu koalisyon ile yönetmek. İkincisi olmadan birincisi olmaz olsa da başarılı olmaz.

Hal böyle olunca, 6'lı masada oluşan şimdiye kadar ki tüm sıkıntılar aslında çok doğal ve olması gereken şeyler. 

Öyle ya, bu 6 parti tek tek kazanamadığı için bir ittifak kurdu ve karşılarındaki iktidarda tek parti olarak var değil, hatta uzun zamandır bir koalisyonla yani ittifakla ülkeyi yönetiyor. Bu iktidar koalisyonu da 4 partiden oluşuyor. MHP+BBP ve Vatan Partisi ve AK Parti.

6'lı Masa İçin İlk ve En Önemli Görev: Uzlaşı / Koalisyon Kültürünü İnşaa Etmek!

İki koalisyonun birbirinden farkı, iktidar koalisyon zamanında üst üste tek başına kazanan büyük parti ile kazanan partinin yanında geçen küçük partilerden oluşuyor.

Muhalefeti oluşturan partiler ise son 20 yılda ve hatta öncesinde hiç iktidar olmadılar koalisyon veya tek parti olarak. 

73 yıllık çok partili demokrasi tarihimizde zaten Türkiye'de muhalefetteyken veya seçim sonrasında uzlaşarak koalisyon yapıp iktidara gelen ve ülkeyi başarılı şekilde yöneten bir koalisyon örneği yok.

Bu anlamda bu olursa bir ilk olacak ve olması içinde, öncelikle ülkemizde tüm batıda olup bizde olmayan koalisyon ve uzlaşı kültürünün inşaa edilmesi gerekiyor ve şu ana kadar olup biten her şey de budur.

Siyasi Kibir Hastalığının Tedavisi için Bu Tür Ödünler ve Tavizler Gerek!

Sonuç olarak, eğer tıpkı iktidarın şu an işleyen, ama başarılı olamayan koalisyonundan farklı olarak hem koalisyon/uzlaşı kültürü olan hemde başarılı olacak bir koalisyonu eğer bu muhalefet partileri inşaa edemezse hangi adayı çıkardıkları ve kazanıp kazanmadığı uzun vadede önemli değildir; çünkü uzlaşı kültürü olmayan ve başarılı olmayan bir yeni koalisyon ülkeyi talep edilen ve beklenilen şekilde yönetemez ve kısa süre de dağılır ve iktidar cephesine büyük koz verilir.

Bu sebeple, ülkemizde öncelikle ve birinci iş olarak, var olmayan koalisyon yani uzlaşı kültürünü inşaa etmek gerekiyor ve bunun için de kimin ne oy oranı olduğuna bakılmadan bir iktidar paylaşımı yapılmasında bir sakınca yoktur.

Aksine bunun sanıldığından büyük faydaları var ve zaten bu Türkiye siyasetinin en büyük hastalığı olan ; "ben güçlüyüm, ben istediğim gibi yönetirim küçük ve zayıf olanlar da buna uyar veya benim oy oranım zaten %20-30 civarında kimseyle bir ittifak kurmak zorunda değilim acelem de yok, her hangi bir koalisyonda uzlaşarak ödün vererek de yer almam, kim kimle ittifak kurarsa kursun eninde sonunda zaten seçime gider ve bu işin sonunda bende oyu mu daha arttırım" şeklinde tezahür eden, ülkemizi son 50 yıldır özellikle mahveden bu siyasi kibir hastalığının ve bu hastalığın kaynağı olan siyasi liderler ve partiler düzeyinde gecikmiş bir tedavisi olmuş olur. 

Unutmuş veya bilmiyor olanlar için, koalisyon yaparak ülkeye hizmet etmek istemeyen bu siyasi kibir ve sorumsuzluk hastalığı özellikle 90'larda Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz arasında en yüksek seviye de yaşanmış ve koskoca 10 yılımız heba edilmiştir ve bugünlere gelmemizin en büyük sebebide bu olmayan koalisyon/uzlaşı kültürü ve siyasi kibir hastalığıdır.



13 Ocak 2023 Cuma

Kaygı Bozukluğu'nun Kişisel ve Ailesel Sebepleri, Sonuçları ve Çözümü


Herkesin ortak derdi son zamanlarda kaygı bozukluğu(yaygın anksiyete bozukluğu) ve çözümü nedir diye herkes soruyor, insanlar adeta kendi içinde çırpınıyor veya etrafına şikayet ediyorlar.

Çözümü karmaşıklaştırmadan size kendi üzerimde nasıl çözdüğümü anlatabilirim.

Temelde İki Sebebi bar kaygı bozukluğunun: kişisel sebepler ve ailesel faktörler

Kişisel Sebepler

Öncelikle, aşırı kaygı yaşanılan ve içinde bulunulan şeylere karşı yapılan gereksiz ve aşırı kişisel yorumdan gelir. Çünkü biz biliyoruz ki, eğer bu kişisel yorum yoksa kaygıda kayboluyor ve hatta bir noktada giderek gamsızlık başlıyor. 

Yani siz yaşadığınız bir sıkıntı ve hayati aciliyet arz eden bir şey, hastalık veya herhangi bir zayıflığınızı, sizi sıkıntıya sokacak şeyi aşırı şekilde yorumlarsanız bu endişe sizi giderek kaygıyı kontrol edemeyecek veya gündelik hayatınızı zorlaştıracak noktalara kadar sürükleyebilir. 

Bunun için temel bakış ve çıkış noktası hep aynıdır, "değiştiremeyeceğin şeyler için kaygılanmamak". 

Peki değiştirebileceğimiz şeyler için yaşadığımız kaygılarımız konusunda ne yapabilirsiniz.

Çelişkili veya kafa karıştırıcı olacak ama kaygı en çok gamsızlıktan gelir ve kaygıyı yenmek için gamsızlığı yenmek gerekir.

Yani çoğu kişi bunu inkar edecektir, ama kaygı bozukluğu dediğimiz şey, aslında yavaş yavaş büyüyen aşırı kaygısızlaşmanın daha doğrusu oyalanma ve boş vermişliğiniz yani gamsızlığımızın sonucunda oluşur.

Çünkü oyalanan ve boş veren daha doğrusu doğru çaba ile gelişemeyen insanlar giderek hayatındaki düzeni ve ilerlemeyi yok ederek gamsızlaşan bir insan olarak normal insan kaygı dengesini kaybeder ve kaygı bozukluğu oluşur. Ve bu gamsızlık içinde ara ara ama şiddetli veya sürekli yaşayacağı olumsuz şeylerden korkan bir insan haline gelir.

Ailesel Faktörler

Tabii tüm kaygılar kişisel kaynaklı değildir aile kaynaklı yani çevresel kaygılarda çok fazla bizim kaygı dengemizi bozar.

Sürekli kavga olan narsistik mücadalelerin olduğu veya maddi kaygıların çok fazla olduğu ve bunun önüne manevi değerlerin, dayanışmanın ve paylaşmanın olmadığı ailelerde kaygı bozukluğu tavan yapmıştır çünkü ailedeki bireylerin hepsi kendilerini yalnız hisseder ve kavga ve rekabetler ve kıskançlıklar, empatisizlik insanın hayatında olan normal kaygı durumunu bozar ve travmatik ve kontrol edilemez bir kişisel çaba ve kaosa iter.

Öncelikle bunu çözmenin yolu ailede hangi bireylerin narsist, bipolar, histeri, borderline vb  kişilik bozukluklarına sahip olduğunu bulmak gerekir.

Eğer ailede bu tür aksiyona yani kavga çatışmaya rekabet ve kıskançlığa meyilli kişilik bozukluğu hastalıklarına kimlerin sahip olduğu bilinmeden ve tedaviye başlanmadan aynı ortamda yaşanılıyor ise, o ailede kaygı kontrol edilemez ve bu hasta bireylerin kendileri veya onların etkisi altında bulunan kişiler kaygı bozukluğu en yüksek perdeden yaşar ve giderek savunma biçimi olarak saldırganlaşır ve doğru teşhisler konmadan tedavi yürütülüyorsa depresyon olarak etiketlenir ve yalancı sahte bir aile ortamında hayat bu şekilde sürdürülür.

Kaygı Bozukluğunuzu Tedavi Etmenin Çözümü Nedir?

Çözüm, kaygıya neden olan şeyleri fazla yorumlamamaktan başlıyor. Modern insanlar olarak en büyük hastalığımız maalesef olaylar, konular ve durumlar üzerine üzerine sürekli yorum üretmemiz ve zihnimizi buna zorlamamız ve sonuç olarak kendimizi veya bir başkasını yargılayarak bir final arama isteğimiz var.

İç seslerimizle sürekli şunu yapmadım şöyle kötü olacak, şöyle oldu böyle kötü olacak, öyle olursa o zaman ne yaparım? O bunu yaparsa şu şöyle olursa böyle olursa.... diye diye konuşuyoruz.

Bu yorum üretme zamanla olumlu değil, olumsuz yönde telkinler halinde işleyen hale geliyor ve yorum olarak temelde kaygı üretmeye başlıyoruz.

Üretilen kaygıların çoğusu da abartı sanrılar oluyor veya bizim kendi sınırılarımızı ve aslında kişiliğimiz ve ilkelerimizi de aşan boyutlarda yargılar içeriyor.

Oysa kaygıya sebep olan konularda nötr kalmayı başarırsak ve durduk yere sürekli yorum yapmazsak bu zamanla bizim kaygılandığımız o alanlarda normal akışta gerekeni yapmaya yönelten bir enerjiye dönüşecektir ve işlerin kendi kendine de yola girdiğini göreceğizdir. 

Ben son bir kaç yıldır bunu yapıyorum, kendimi yargılama ve hata arama ve anksiyete krizi denen aşırı kaygı dene şey geldiğinde, kendime "tamam kes yorum üretme, yorum üretsen de sonuç değişmeyecek zaten şu an yapabileceğin şeyler yok denecek kadar az, bırak herşey akışında davm etsin bunu yaparsan daha kötü olacak her şey" diyerek kendimi susturuyorum.

Bu, zihnin kontrolünü el almak olduğu için zamanla hayat akışınızın bizi rahatsız eden o kriz türünde şeyden bağımsız aslında kaygısız da ilerlediğini görüyor ve dönüp kendinize ve olaylara baktığınızda kaygıdan çok daha çok ürettiğiniz ve yaptığınız ve yapmanız gereken şeyleri görüyorsunuz.

Birde şunu zamanla öğreniyorsunuz ki, kaygı krizi yaşadığınız o anlarda düşündüğünüz kötü senaryoların çoğusunun gerçek dışı veya olası olmadığını anlıyorsunuz.

Bir diğer çözüm de yaşadığınız gerçeklerle kendinizi uyumlamanız, yani eğer Türkiye'de yaşıyorsanız örneğin sizi kaygılandıran şeylerin herkesin ortak kaygıları olduğunu da anlamanız gerekiyor ve buna göre isyan eden veya çok sert şekilde yaşadığınız konuları eleştiren biri olmaktan çıkıyorsunuz.

Sonuç olarak, kaygı bozukluğu başta da bahsettiğim gibi kişisel yorum ve aile gibi çevresel kaynaklıdır ve yorum yapma ve çevreyi yargılama ve kendini haklı çıkarak yargı çıkarma alışkanlığımızdan vazgeçtikçe ortadan kalmaya başlayan bir sorundur.

Kaygı bozukluğunun en kötü sonuçlarından birisi de öfke sorunudur. Öfke sorunu ise etrafınızaki insanlarla ilişkilerinizi bozacak bir şeydir bu yüzden öfkenizi de bu süreçte kontrol etmeye ve sizi kışkırtacak davranışlara karşı sakin olmaya başarmalısınız.

Öfke sorunu ise kınamaktan ve eleştirmekten gelir. Kimseyi kınayacak değerde görmeyerek öfke sorununuzun da çözümünde bir aşama kaydedebilirsiniz.

Konun Video Anlatımı : 



12 Ocak 2023 Perşembe

Seçme Yaşı Neden 15 Olmalı? Sebepleri Sizi Şaşırtıp Şok Edecek!


Ümit Özdağ'ın, "seçme yaşı 12 olsa tek başına iktidar oluruz" sözünün önümüzdeki genel seçimden bağımsız olarak düşünüp aklımıza getirmesi gereken başka mühim sorular var.

Ama kimse tartışmaya bile açmadı bu konuyu.. Düşünün ki, bin bir türlü anlam yükleyerek "genç" diyorlar ama gencin tanımını 18 den itibaren başlatıyorlar ve şu çağda bile hala 18 yaş altı insanların iradeleri ve hakları tartışmaya bile açılmıyor.

Bunların en başında neden seçme yaşı 18 olarak kabul edilmiş ve bu ne kadar doğru?

18 yaş bilindiği üzere reşit olma yaşı.

"Reşit olma, genç bir insanın çocukluktan yetişkinliğe geçişidir. "

18 yaşında ruhen ve bedenen zihnen gelişiminizi kısmen tamamlayıp hayatınızın kontrolünüze kendi elinize alabilecek yaşta bir yetişkin oluyorsunuz, yanı bireysel kararlarınızı tek başına bağımsız olarakta alabilecek bir akli yaşa geldiğiniz yaş  bilimsel olarak 18 yaş şeklinde ortaya konmuş.

Başta aileden bağımsız yaşama, evlilik ve iş gibi bir çok konuda ve tamamıyle kendi hayat kontrolünüzün kendinize geçtiği yaş 18.

Peki öncesinde kontrol kimdeydi? Tabii ki ebevenlerinizdeydi.

Malum ve kanunen 18 yaşa kadar sizin hayatınıza dair neredeyse tüm önemli kararları onlar alıyorlar ve işin tuhaf yanı sadece kendileri müdahil olmuyor aynı zamanda sizin hayatınıza toplum içinde karışacak yasaları ve politikaları de belirleyen insanları da sizin adınıza ülkeyi kimin yöneteceğini de ebevenyler belirliyor.

Peki bu ne kadar doğru?

Yani neden ben tam 18 yaşına geldiğimde ailemden ayrılıp bağımsız yaşama, evlilik, iş seçimi çalışma dahil her türlü kararları kendin alırken, neden aynı zamanda benim hayatımı toplumsal olarakta yöneten siyasetçileri de seçme yaşına da aynı yaşta sahip olabiliyorum?

Düşünebiliyor musunuz, bir insanın hayatında en önemli kararlardan olan; evlenme, aileden ayrılma, meslek seçimi, iş yaşamına atılma gibi son derece hayati şeylere karar verme yaşıyla, son derece tartışmalı bir alanda, siyasette bir siyasetçiyi seçme hakkını elde etme yaşı aynı; 18...

Yani bu önemli kararları verme yaşına geldiğiniz yaşta bir faşist veya hırsız siyasetçiyi oylama yaşınız aynı... Her şey birden geliyor üstünüze yani.

Peki, neden ben ailemden bağımsızlığımı elde yaşıma ulaşmadan önce beni o yaşa geldiğimde yönetecek siyasetçileri neden 3-5 sene önceden seçmeye başlayamıyorum?

Yani bu şey gibi, denize gideceksiniz ama mayoyu orada alacaksınız gibi saçma sapan bir şart gibi...

Neden mayomu daha önce alamıyorum?

Amaç ne burada siyasetçileri veya ülkeyi ergenlik çağlarımda benden korumaya mı çalıyorlar?

Yani ben eğer 15 yaşında veya 13 yaşında oy kullanırsam ülkeyi tehlikeye atacak kişileri seçerim diye mi benden korkuyorlar?

Neden mesela ben 18 yaşında artık aileme daha fazla yük olmaya başlayacağım bir dönemden önce tedbilerimi de alacak şekilde ve dışarıdaki hayata adapte olmaya başlamak adına da beni yönetecek siyasileri 15 yaşından itibaren seçmeye başlayamıyorum?

Öyle ya, gene aynı 18 yaş konusundaki gibi bilimsel olarak çocuklar 12 yaşından itibaren inanç ve siyaset gibi soyut şeyleri kavrama ve anlama yani yorumlama  yaşına geçiyorlar.

Peki neden tam 6 yıl sürüyor benim hayatıma dair kararlar veren insanları seçme hakkım?

Neden 15 yaşına geldiğimde, siyaset gibi son derece ortada yaşanan ve deneysel yani deneme yanılma ile öğrenilen ve yaptığınız seçimlerden(kullandığınız oylardan) kanunen sorumlu tutulmadığınız son derece serbest sosyal bir faaliyette oy kullanıp bir tercih ve fikir sahibi olamıyor ve 3 yıl daha fazladan dışarıdan sadece gözlemci olup ama oy kullanamıyorum?

Gördüğünüz gibi 18 yaş seçme hakkı tamamen saçma ve bilim dışı bir şey ve evlenme veya tek başına yaşama gibi önemli bir kararlara görece daha az önemli olan seçme hakkının ikisinin de 18 yaş sınırında olması tamamen bir saçmalık ve bunak siyasetçilerin kendilerini daha zeki ve otorite sandığı bir şey.





Youtube Kanalımızdan Videolarımızı İzleyebilirsiniz