13 Ocak 2023 Cuma

Kaygı Bozukluğu'nun Kişisel ve Ailesel Sebepleri, Sonuçları ve Çözümü


Herkesin ortak derdi son zamanlarda kaygı bozukluğu(yaygın anksiyete bozukluğu) ve çözümü nedir diye herkes soruyor, insanlar adeta kendi içinde çırpınıyor veya etrafına şikayet ediyorlar.

Çözümü karmaşıklaştırmadan size kendi üzerimde nasıl çözdüğümü anlatabilirim.

Temelde İki Sebebi bar kaygı bozukluğunun: kişisel sebepler ve ailesel faktörler

Kişisel Sebepler

Öncelikle, aşırı kaygı yaşanılan ve içinde bulunulan şeylere karşı yapılan gereksiz ve aşırı kişisel yorumdan gelir. Çünkü biz biliyoruz ki, eğer bu kişisel yorum yoksa kaygıda kayboluyor ve hatta bir noktada giderek gamsızlık başlıyor. 

Yani siz yaşadığınız bir sıkıntı ve hayati aciliyet arz eden bir şey, hastalık veya herhangi bir zayıflığınızı, sizi sıkıntıya sokacak şeyi aşırı şekilde yorumlarsanız bu endişe sizi giderek kaygıyı kontrol edemeyecek veya gündelik hayatınızı zorlaştıracak noktalara kadar sürükleyebilir. 

Bunun için temel bakış ve çıkış noktası hep aynıdır, "değiştiremeyeceğin şeyler için kaygılanmamak". 

Peki değiştirebileceğimiz şeyler için yaşadığımız kaygılarımız konusunda ne yapabilirsiniz.

Çelişkili veya kafa karıştırıcı olacak ama kaygı en çok gamsızlıktan gelir ve kaygıyı yenmek için gamsızlığı yenmek gerekir.

Yani çoğu kişi bunu inkar edecektir, ama kaygı bozukluğu dediğimiz şey, aslında yavaş yavaş büyüyen aşırı kaygısızlaşmanın daha doğrusu oyalanma ve boş vermişliğiniz yani gamsızlığımızın sonucunda oluşur.

Çünkü oyalanan ve boş veren daha doğrusu doğru çaba ile gelişemeyen insanlar giderek hayatındaki düzeni ve ilerlemeyi yok ederek gamsızlaşan bir insan olarak normal insan kaygı dengesini kaybeder ve kaygı bozukluğu oluşur. Ve bu gamsızlık içinde ara ara ama şiddetli veya sürekli yaşayacağı olumsuz şeylerden korkan bir insan haline gelir.

Ailesel Faktörler

Tabii tüm kaygılar kişisel kaynaklı değildir aile kaynaklı yani çevresel kaygılarda çok fazla bizim kaygı dengemizi bozar.

Sürekli kavga olan narsistik mücadalelerin olduğu veya maddi kaygıların çok fazla olduğu ve bunun önüne manevi değerlerin, dayanışmanın ve paylaşmanın olmadığı ailelerde kaygı bozukluğu tavan yapmıştır çünkü ailedeki bireylerin hepsi kendilerini yalnız hisseder ve kavga ve rekabetler ve kıskançlıklar, empatisizlik insanın hayatında olan normal kaygı durumunu bozar ve travmatik ve kontrol edilemez bir kişisel çaba ve kaosa iter.

Öncelikle bunu çözmenin yolu ailede hangi bireylerin narsist, bipolar, histeri, borderline vb  kişilik bozukluklarına sahip olduğunu bulmak gerekir.

Eğer ailede bu tür aksiyona yani kavga çatışmaya rekabet ve kıskançlığa meyilli kişilik bozukluğu hastalıklarına kimlerin sahip olduğu bilinmeden ve tedaviye başlanmadan aynı ortamda yaşanılıyor ise, o ailede kaygı kontrol edilemez ve bu hasta bireylerin kendileri veya onların etkisi altında bulunan kişiler kaygı bozukluğu en yüksek perdeden yaşar ve giderek savunma biçimi olarak saldırganlaşır ve doğru teşhisler konmadan tedavi yürütülüyorsa depresyon olarak etiketlenir ve yalancı sahte bir aile ortamında hayat bu şekilde sürdürülür.

Kaygı Bozukluğunuzu Tedavi Etmenin Çözümü Nedir?

Çözüm, kaygıya neden olan şeyleri fazla yorumlamamaktan başlıyor. Modern insanlar olarak en büyük hastalığımız maalesef olaylar, konular ve durumlar üzerine üzerine sürekli yorum üretmemiz ve zihnimizi buna zorlamamız ve sonuç olarak kendimizi veya bir başkasını yargılayarak bir final arama isteğimiz var.

İç seslerimizle sürekli şunu yapmadım şöyle kötü olacak, şöyle oldu böyle kötü olacak, öyle olursa o zaman ne yaparım? O bunu yaparsa şu şöyle olursa böyle olursa.... diye diye konuşuyoruz.

Bu yorum üretme zamanla olumlu değil, olumsuz yönde telkinler halinde işleyen hale geliyor ve yorum olarak temelde kaygı üretmeye başlıyoruz.

Üretilen kaygıların çoğusu da abartı sanrılar oluyor veya bizim kendi sınırılarımızı ve aslında kişiliğimiz ve ilkelerimizi de aşan boyutlarda yargılar içeriyor.

Oysa kaygıya sebep olan konularda nötr kalmayı başarırsak ve durduk yere sürekli yorum yapmazsak bu zamanla bizim kaygılandığımız o alanlarda normal akışta gerekeni yapmaya yönelten bir enerjiye dönüşecektir ve işlerin kendi kendine de yola girdiğini göreceğizdir. 

Ben son bir kaç yıldır bunu yapıyorum, kendimi yargılama ve hata arama ve anksiyete krizi denen aşırı kaygı dene şey geldiğinde, kendime "tamam kes yorum üretme, yorum üretsen de sonuç değişmeyecek zaten şu an yapabileceğin şeyler yok denecek kadar az, bırak herşey akışında davm etsin bunu yaparsan daha kötü olacak her şey" diyerek kendimi susturuyorum.

Bu, zihnin kontrolünü el almak olduğu için zamanla hayat akışınızın bizi rahatsız eden o kriz türünde şeyden bağımsız aslında kaygısız da ilerlediğini görüyor ve dönüp kendinize ve olaylara baktığınızda kaygıdan çok daha çok ürettiğiniz ve yaptığınız ve yapmanız gereken şeyleri görüyorsunuz.

Birde şunu zamanla öğreniyorsunuz ki, kaygı krizi yaşadığınız o anlarda düşündüğünüz kötü senaryoların çoğusunun gerçek dışı veya olası olmadığını anlıyorsunuz.

Bir diğer çözüm de yaşadığınız gerçeklerle kendinizi uyumlamanız, yani eğer Türkiye'de yaşıyorsanız örneğin sizi kaygılandıran şeylerin herkesin ortak kaygıları olduğunu da anlamanız gerekiyor ve buna göre isyan eden veya çok sert şekilde yaşadığınız konuları eleştiren biri olmaktan çıkıyorsunuz.

Sonuç olarak, kaygı bozukluğu başta da bahsettiğim gibi kişisel yorum ve aile gibi çevresel kaynaklıdır ve yorum yapma ve çevreyi yargılama ve kendini haklı çıkarak yargı çıkarma alışkanlığımızdan vazgeçtikçe ortadan kalmaya başlayan bir sorundur.

Kaygı bozukluğunun en kötü sonuçlarından birisi de öfke sorunudur. Öfke sorunu ise etrafınızaki insanlarla ilişkilerinizi bozacak bir şeydir bu yüzden öfkenizi de bu süreçte kontrol etmeye ve sizi kışkırtacak davranışlara karşı sakin olmaya başarmalısınız.

Öfke sorunu ise kınamaktan ve eleştirmekten gelir. Kimseyi kınayacak değerde görmeyerek öfke sorununuzun da çözümünde bir aşama kaydedebilirsiniz.

Konun Video Anlatımı : 



26 Mayıs 2021 Çarşamba

İntihar Yerine Düşünülebilecek Şeyler/ Neden İntihar Etmemeliyiz!


İntihar dünyada devletler ve sivil toplum örgütleri ve halk tarafından yeterince konuşulmayan çözüm aranmayan en büyük 3 dünya insanlık sorunundan biri, diğerleri malum açlık/evsizlik  ve taciz/tecavüzler konuşulmuyor. 

Bunlar gündelik büyük insanlık dramları ama maalesef konuşulmuyorlar böyle bir düzende. Meselenin siyaset/politika gibi sivil toplum yanı da var çünkü; toplumlar duyarsız ve bu konuda örgütlenerek çalışmıyorlar ve gündeme de getirmiyorlar.

Dünyada açlık ve intihar yüzünden dünyada bilerce kişi ölüyor her gün. Ama dünyanın en gelişmiş ve erdemli toplumlarından biri olarak kabul edilen Japonya'da bile günde 70 kadar kişi intihar ediyor. Öyle ki Japonya'da 1 yılda salgından ölenlerin sayısı 1 ayda intihar edenlerden daha azdı.

"Japonya'da intihar vakaları pek çok nedene bağlanıyor. Bunlar arasında uzun çalışma saatleri, okul baskısı, sosyal izolasyon ve damgalanma da sayılıyor." Kaynak : bakınız

Ülkemizde de bu sayı günde 5 kişi kadar ve kayıt altına alınmayanlarla muhtemelen 10 a yakındır. Peki ne yapmalı? Hepimizin nerdeyse ara ara geldiği bu intihar eşiği konusunda çözüm nedir?

Çözümü zor elbette, bu eşiğe gelen birinin kendi kendine yapacakları anlamında çok az şey var kendi başına ama yine de yapabiliriz. Öncelikle profesyonel destek alması gerekiyor insanların.

Kendinize ve çevrenize olan klasik bakışınızı kökten değiştirin!

Ama profesyonel destekte çok maliyetli olacağı için kendi kendimize yapacaklarımız da var. Bunda en başta kendimize bakışımızı değiştirmek. Evet, çünkü insanı intihara götüren temel şey, diğer insanlara olan bakışı kadar kendine bakışındaki yargılamalardır veya memnuniyetsizliktir.

Bu yüzden öncelikle yargılamaktan veya düşünmekten vazgeçip kendimizi her şeyi gidişatın içinde yavaş yavaş düzeltmeye ve her şeyi herkese rağmen zamana bırakmak gerekiyor. Çünkü intihar denen şey, aslında yıllar boyunca insanlar ve kendimiz üzerinde zorladığımız ve olmayan, yani olduramadığımız şeylerin bir kaçış ve çözüm arama sonucudur.

O zaman bunu yapmaktan vazgeçersek, aslında sorunun büyük kısmı ortadan kendin kalkıyor. Ekonomik sebepler veya başka şeyler adı her ne olursa kendimizden değerli olmadığını ve güçlü olduğumuzu ve herşeyin zamana dayalı olduğunu fark etmemiz ve kendimize sürekli gerekiyor.

Bunun için ise, temel yapılacak şey her türlü kıyas ve mukayeseden kurtulmak yani geçmişle ve başkalarıyla kendimizi mukayese etmeden bugünkü halimiz neyse onunla ilgilenmek. Yani büyük meselelerimizi bırakıp küçük şeylerle ilgilenmek odamızla eşyalarımızla veya daha uzak hissetiğimiz işleri yaparak evden çalışarak.

Okul, aile, iş veya özel hayat konu ne olursa olsun, eğer kendimizi geçmişteki kendimizle mukayese edip veya kendimizi geçmişteki davranışlarımızla yaptıklarımızla ve yapmadıklarımızla kıyaslamayı kesersek, ortada aslında zihnimizi yoracak ve kişilerle ve kendimizle uğraşacak ve dolayısıyla hayatın anlamsız olduğunu düşündürtecek şeyler kalmaz.

Bizler tecrübeleriyle hayatı ileriye doğru yaşayan canlılarız diğer tüm canlılar gibi bazı zorlukları dayanma ve farklı yöntemlerle deneyerek aşabiliyoruz. Hayvanlar bitkilerde bunu yapıyor.

Bu yüzden her ne olursa olsun, kendimizle ilgili düşüncemizde hayatımızı sonlandırmayla ilgili bir muhasebesi olmamalı ve sadece geçmişe bakmamalıyız. 

Gökyüzüne uzanan ağaçlar gibi sadece daha çok uzanıp daha güçlü dallar büyütüp yeşertmeliyiz. Bu kendimizle ilgili ve sahip olduğumuzla ilgili en küçük şeyler üzerinden bile olabilir.

Devamında göreceğiz ki bir ağaç gibi sadece kendimiz için değil başkaları içinde yaşam kaynağı olmaya devam edeceğizdir, yargıladığımız ve onlarla olmak istemediğimizi düşündüğümüz insanlar için bile fayda üreten ve örnek alınan insan olacağız.

Sadece durup sakinleşip büyük meselelerimizi bir kenara koyup küçük ve değerli olan şeyler yapma başlamalıyız.

İnternet sayesinde bu fazlasıyla mümkün evimizden çalışarka hiç bir insana muhatap olmadan bile yaşayabileceğimiz gelirleri bile elde edebildiğimiz bir dünya düzenine geçtik pandemi ile yeterki sakinleşip büyük meseleleri bir kenara koyup azla ilgilenmeyi düşünebilelim.




4 Nisan 2021 Pazar

Dibe Vurduysanız Dibi Keşfetmeden Yukarı Çıkamazsınız


Bazılarımız zaman zaman bazılarımız ise çoğu zaman kişisel başarı olarak hep diplerde olduğumuzu düşünüyoruz. Hayatımızda yaşadığımız bazı şeylerdeki yanlış ısrarlarımız bizi en kötü halimize ulaştırıyor. Ve gittiğimiz o yeri "en dip" olarak adlandırıyoruz. "Dibe vurmak" deyimi bu anlamda kişisel dramlarımızı kısaca ifade etmek için sıkça kullanılır.

Ve bazılarımız bu kişisel dramlarımızı ısrarla inkar veya örtbas ederken, bazılarımız ise, açık açık bu deyimle daha etkili şekilde anlatıldığı gibi kendi acı gerçeğini kabullenir ve kendisini içine düşürdüğü durumu en ağır şekilde "dibe vurmak" denen bu deyimle tarif ederler.

Malum bu deyimin üzerinden motivasyon elde etmek için "dibe vurmak yukarı çıkmak için tek yoldur" şeklinde sözler de vardır

"Dibe vurmak" deyimi bazıları çok rahatsız edinci olabilir, ama ben bu yazıda bunu çekinmeden kullanmak istiyorum.

Öncelikle eğer dibe vurduğumuzu düşünüyorsak, dipteki bu yeni boyuta yani bu psikoloji ve yaşam şartlarına uyum göstermemiz ve bu yeni yaşam algımızı ve yaşam zeminini kabul edip, bir an önce  dipteki gerçekleri ve şartları keşfetmeye başlamalı ve bu zor şarlarda kısa veya uzun vadede yaşamaya hazır olamılıyız. 

Eğer hayatta kalmak ve başarılı olmak istiyorsak bu zor şartlarda yaşamaya kısa sürede alışmalı ve bu yaşam zeminindeki bilmediğimiz zihinsel veya reel araçları kullanarak dipten tekrar yukarı çıkacak şekilde kendimizi çalışmaya ve çabalamaya adamalıyız.

Aksi takdirde dipteyken içine düştüğümüz çukurun duvarlarına bakıp bakıp herşeye küfür ve isyan ederken bulabiliriz kendimizi

Çünkü hepimiz dibine düştüğümüz kuyunun dışında farklı yerlerde başka ve konforlu bir hayat olduğunu biliyoruz. O zaman düştüğümüz kuyudan çıkmanın yollarını kuyudayken aramaya çalışmalı ve çıkana kadar mevcut yeni şartlarla uyumlu yaşamalıyız. 

Kuyunun dibinde yaşamayı sakince öğrenmeden ve bu yeni zor şartlarda hakimiyet kurmadan yukarı çıkamayız.

Sonuç olarak, dibe vurarak kendimizi gurur yapamayacak hale soktuysak o zaman gurur da yapmamalıyız. En dipteyken gurur da yoktur ego da yoktur sadece başarı ve kendimiz olmakla ilgili kaygılarımız olmalıdır...

 

"Türkiye'de her 5 kişiden 1'i klinik düzeyde ruh sağlığı bozuk"tu 2011'de


2011 Eylül Sağlık Bakanlığı raporuna göre : "Türkiye'de her 5 kişiden 1'i klinik düzeyde ruh sağlığı bozuk" Görünen o ki, şu an oran muntemelen 5 kişiden 3 ününkü bozuk.  Çnkü 2011'den beri her gün artarak devam eden ekonomik krizle cinayet, tecavüz ve benzeri haberlerin artarak çoğaldığını okuyoruz. Bu oranının şu an 5/3 olma ihtimali çok yüksek.


Maalesef  hayatında genel olarak bilimsel yolları yani psikolojik tedaviyi de kabul etmeyen bir toplum olduğumuz için, bu noktadan itibaren artık kendi kendimizi ancak kendimize maksimum şekilde yardım ederek iyileştimek zorundayız. Sağlıksız ülke ortamında çevremizi ve kendimizi iyileştirerek bu sorunlu ortamda hem kendimiz hemde ülkemizin insanlarını korumalıyız.

Aksi takdirde çocuklarımızın ve kendi geleceğimizin akibeti muallak olacaktır. Yapacağımız küçük şeyler, sağduyulu paylaşımlar bir insanın hayatını ve kendi hayatımızı kurtarmaya sebep olabilir.

Ülke olarak herşeyi siyasete ve politikacılara yüklemeden sağlıklı ve mutlu bir toplum olmayı birlikte başarabiliriz.

Kişisel Dramımızı Anlatacak Kimsemiz Kalmadı


Maalesef öyle günler yaşıyoruz ki, tamamen yanlızlık ve çaresizlik dolu... Kimse kimsenin gerçek dostu olmak istemiyor dahası dostluğa da inanmıyor. İçimize attığımız dertlerimiz dağ oldu ve biz o dağın karlı zirvesinde yapayalnız üşüyoruz.


Çaresizliğimizi anlatmak yardım dilenmek istediğimiz her noktada insanların maddiyat eksenli duvarları karşımıza çıkıyor. Başta ailemiz olmak üzere en yakın arkadaş dost çevremiz bize kıskançlıkla ya da küçümsemeyle bakıyor.

Bu öyle dayanılması zor bir yanlızlık ki, ailelerimiz sahte bir beraberlik içinde birbirlerini idare eden ve daha çok maddi güce erişmek için birbirini inat ve ısrarla kıskanan bireylerden oluşuyor. Gücümüzün tükendiği her noktada sadece inançlarımızla veya bağımlısı olduğumuz depresyon hapları veya sosyal medya ile hayatta tutunuyoruz. Kimseden güç aldığımız yok, ama herkese verecek moral ve sevgimiz var. Sevginin ve merhametin maddiyatla kıyaslandığı toplusmal tuhaf bir buhran yaşıyoruz ve içimizdeki korkularımızı yenecek gücümüz hep sınırlarda.

Koşup koşup aynı sert duvarlara çarpıyoruz çevremizde maddiyat ve kibirle örülen . İşte bu yüzden her sabah kalktığınızda kimseden medet ummadan kendinize yardım etmeye söz verin. Ne olursa olsun kendinize ve çevrenize yardım edin.

Keep Moving Forward, Never Give Up, Carpe Diem

 


"İleriye doğru gitmeye devam et!" ve "Asla vagzeçme!" ve "Anı yaşa!" çünkü bu ülkede aksini yaparsan hayatın kayar.


Evet, bu üç sözde bizim yerel ve geleneksel motivasyonumuz dışında yabancı hayat motivasyonu içeren deyimler.... Ama modern zamanlarda artık bunlar fark etmiyor; her ülke ve milletin küreselleşen dünyada yaşadığı bireysel sıkıntılar aynı sayılır.

Pratikte aradığımız hayat motivasyonunu ve almamız gereken gücü ve enerjiyi bize veriyorlar. Çünkü hepsi birbiri ile ilintili ve birbirini destekliyor. Asıl mesele bizim böyle yaşayıp yaşamadığımızda. Maalesef modern yaşam için çok kolayca demoralize olabiliyor ve sürüklenebiliyoruz.

Yerelden bakarsak. Hepimiz bu ülkenin malum "Coğrafaya kaderdir" de denen ağır gerçekleri içinde, çok ağır bir psikolojilerle yaşıyoruz. Ya çok umutlu ve aktif ya da çok karamsar ve durağan veya saldırgan ve kavgacı olabiliryoruz. Aslında millet olarak artık geçmişten gelen sorunlar e zihniyet çarpıklığı veya dengesizliği yüzünden her şekilde düzene ve sukünete değilde, kaosa yakın yaşıyoruz. Özellikle tüm arkadaş, aile ve iş ilişkilerimizde bu böyle.

Bizim ülke insanı olarak tutarlı bir kişisel ve toplumsal bir hayat yaşamayışımız bizim temel meselemiz. Yani insanlarla olan iletişimizden tutun dostluk arkadaşlık ilişkilerimize, iş hayatımızda veya eğitim veya hobi veya beceri elde etme anlamında son derece kırılganız ve tedbirli degiliz. Bu yüzden bu ülke gerçeklerini de düşününce birinin bize "İleriye doğru gitmeye devam et" ve "Asla vagzeçme" ve "Anı yaşa" demesi veya bunu kendimize dememiz çok manalı gelmeyebiliyor.

Oysa gerçekten de hayat bu üç şeye çok bağlı modern dünyada, ya duruyorsunuz ya devriliyorsunuz ya da pedalı çeviriyorsunuz. Bizlerin ülke gerçekleri içinde bakarsak durma lüksümüzde yok avrupalılar gibi. Çünkü br şey yapmadan duracağımız lüksümüzde olamaz. Çünkü ülke gerçeklerimizde hayatımız hem aile hem de devletin hemde çevremizin bakışları ve kötü etkileri altında.

Bu yüzden genelde durduğumuz ve hayatımıza yeterince ilgi göstermediğimizde düşüşümüz yavaşça olmuyor ve çok sert düşüyor ve adeta bvu aile devlet ve çevre denen kayalara çarpıyoruz. Aile ve devletin etkilerine açık kaldığınızde daha çok yaralanıyorsunuz. Çünkü Türkiye'de aile ve devlet empati ve insan odaklı değil, ailenin de devletin de tek derdi sahtede olsa dışarıya güçlü ve başarılı gözükmen ve sorunları halı altına süpürerek her şeyi inkar etmen ve itaat etmen ve herşey için senin suçlanman ve yargılaman esas. Bizim genel hayat anlayışımız bu. Zaten bütün politik sorunların kaynağıda bu.

İşte bu yüzden durmaya, vazgeçmeye ve geçmişe dönmeye hakkımız hiç yok bu ülkede. Sadece "İleriye doğru gitmeye devam et" ve "Asla vagzeçme" ve "Anı yaşa" demek zorundayız kendimize, yoksa Bakırköy Ruh Sağılığı Hastanesi'de borçlar ve kavgalarda her türlü bela musibette hepimize çok yakın. Çünkü kimse bizi dinleyip anlamak istemiyor. Ne ailemiz ne çevremiz ne de devlet.

Bu yüzden en karanlık dönemlerde bile içindeki o kısık ışığı takip et, o ışık kısık ve cılız olsa da içindeki ruhundaki ışığa ve aydınlığa ve finansal veya ruhsal özgürlüğe açık bir tunel.. Yani herşeye rağmen geleceğine kendine inanmalısın.. Çünkü sen zaten şu halde bu ülkede hayatta kalmayı başardın, ailene, çevrene ve devlete rağmen hala nefes alıyorsun... Sen zaten kazandın bu savaşı sadece hareketini kesmemeye ve genişletmeye ve üretmeye devam etmeye ihtiyacın var.

Daha önce yayınlandığı site : kendineyardim.net

Youtube Kanalımızdan Videolarımızı İzleyebilirsiniz